Saturday, November 22, 2008

Archive for the ‘Yeme İçme Kültürü’ Category

Yemeksepeti

Posted by peyotepoy On Mayıs - 4 - 2008

Yemeksepeti bizim çok yoğun kullandığımız bir site. 2500 restaurant’nin bir arada bulunduğu yemeksepeti.com bir yiyecek cenneti. Ortalama 45-60 dk arasi yerinizden kalkıp gidemeyeceginiz, gitmeye üsenebileceginiz bircok restaurantla sizi buluşturabiliyor.

Geçenlerde yemeksepeti.com bir reklam çalışmasına başladı. Birçok süreli magazinde bu ilanlar yayınlandı. Gayet güzel çalışmalar olmuş açıkçası.

Efsane REJANS Kapanıyor (mu) ?

Posted by İpek Aral On Şubat - 11 - 2008

rejans istanbul atatürk

Beyoğlu’nun simgelerinden biri olan ve Atatürk’ün de müdavimlerinden olduğu mekânın bulunduğu alanın yaklaşık 30 yıllık sahibi, 90 yaşındaki Mithat Müdüroğlu isimli doktor, kiracı restaurant sahiplerine iki ay önce bir ihtar gönderdi ve “Mekânı boşaltın, ben taşınıyorum” dedi.Rejans işletmecileri ise, önümüzdeki günlerde açacağı dava ile “Beyoğlu’nun tarihine tanıklık etmiş mekânın kapanmaması” için mücadele verecek.İstanbul sosyetesine damgasını vuran “Beyaz Ruslar”a hizmet vermek üzere 1930’larda kurulan, zamanla gazetecilerin, sanatçıların ve aydınların uğrak mekânı haline gelen Rejans, Beyoğlu’nun göbeğindeki Asmalı Mescid Mahallesi Olivio Geçidi’nde hizmet veriyor. Günde yaklaşık 80 kişiyi ağırlayan mekân, müdavimlerinin yıllardır vazgeçemediği bir adres.

1970’lerde yangın çıktı

Atatürk’ün de bir dönem sıkça uğradığı mekânlar arasında Reajans Restoran’ın adı sıkça geçiyor. Mekân, yıllardır aynı yerde hizmet vermesine rağmen, iki mal sahibi gördü. 1970’lerin sonunda çıkan yangının ardından, mekânın bulunduğu alanı şimdiki sahibi Mithat Müdüroğlu satın aldı. Halen 90’lı yaşlarını süren doktor, bundan önce iki kez daha Rejans’ın kapanması için girişimde bulundu ancak mekân işletmecisiyle anlaşınca davasından vazgeçti. Ancak bu kez işler ciddiye bindi.
Müdüroğlu, avukatları aracılığıyla gönderdiği 29 Kasım 2007 tarihli ihtarnamede, “mal sahibinin mülkü kendi işyeri olarak kullanma ihtiyacı doğduğundan sözleşmenin yenilenmeyeceğini” bildirdi. Restoran işletmecilerinden 1 Şubat 2008’de kira akdinin sona ermesiyle mekânı tahliye etmeleri, aksi halde her türlü kanuni yola başvurulacağı belirtildi.

Nev’i şahsına münhasır

Araştırmacı yazar Jak Deleon, Remzi Kitabevi’nden çıkan “Beyoğlu’nda Beyaz Ruslar” adlı kitabında Rejans Restoran’ı şöyle anlatıyor:”Rejans, tıpkı Beyoğlu gibi ‘nev’i şahsına münhasır’ bir efsanedir. Akşamüstü bir barda soluklanıp yemeği Rejans’ta yemeyen bir gazeteci var mıdır? Bırakın gazetecileri reklamcısından mütahhitlere, öğretim üyesinden bürokratına Rejans’ı tanımamış, o dev salonda eski bir kültürün tadına varmamış ‘ehl-i damak’ bulmak mümkün mü? Artık olmayan piyanosu, eskilerin yerini almış genç garsonları, hanım yöneticileri ve Rejans’ın ününü, yeryüzünün her yöresinden duymuş olan turistleriyle ilginç bir ortamdır bu yaşlı lokanta. Özenli servisi ve değişik yemek dağarcığıyla ayrı bir çekiciliği vardır…”
“Rejans’ın 1940-50’lerde müşterileri daha çok yabancı konsolosluk mensupları, İstanbul’un kalburüstü kişileri, zengin azınlıklar, yüksek devlet memurları iken, 1960’lardan itibaren Rejans sanatçıların, yazarların, şairlerin, aydınların üniversite öğretim üyeleri ve öğrencilerinin devam ettikleri bir yer haline gelir. Bunda her dönem makul kalan fiyatlarının da payı vardır. Bugünkü haline dönüşümünün temeli 1976 yılındaki yangındır. Fakat yangına rağmen Rejans aslına elden geldiğince sadık kalınarak günümüze değin varlığını sürdürmeyi başarmıştır. Yangının sebep olduğu ağır tahribatın sonucunda kapatılan Rejans, 1977 yılının Temmuz ayından itibaren yeniden İstanbullulara hizmet vermeye başlamıştır.
.
Rejans: Sonuna kadar mücadele edeceğiz

İşletme sahibi Erdal Sezener, daha önce iki kez mekândan tahliye edilmek üzere girişimde bulunan mülk sahibinin bu kez vazgeçecek gibi görünmediğini söyledi. Yaptıkları görüşmelerde mal sahibinin “Sizinle hiçbir sorunum yok, sadece mülkümü geri istiyorum” dediğini kaydeden Sezener, şöyle konuştu:”Mal sahibi ilk davayı 1996’da açtı, geri çekti. 2001’de yine dava açtı, biz kazandık. Şimdi yine açıyor ama bu kez çok ciddi. Tuttuğu avukatlar çok daha kuvvetli. Geçen Kasım ayında bir ihtar aldık. Mal sahibi, ‘Buraya ihtiyacım var, boşaltın’ diyor. Görüşmeler sonuca ulaşmadı. Herhalde kendisi mekana klinik açmak istiyor. Ama biz de sonuna kadar direneceğiz. Hukuki yoldan tüm haklarımızı arayacağız. 75 yıldır aynı yerde hizmet veren bir mekân, benim ailem ise 30 yıldır bu mekânı işletiyor. Aynı yerde kalmamız Beyoğlu için de çok önemli.” Davanın seyrine göre hareket edeceklerini, müşterilerine bilgi vermediklerini de söyleyen Sezener, henüz mekân arayışı içinde olmadıklarını da söylüyor.

Haber :ŞÜKRAN PAKKAN .
Kaynak : Milliyet

Benim yorumum :Haberi aynen bloguma geçirdim. Dilerim İstanbul’un önemli tarihsel değerlerinden biri olan Rejans kapanmaz. Tabii ki Rejans’ın otuz senedir kiracı olduğu mülkte çok ucuza oturduğu kesin. Mülk sahibi de hakkını istemektedir. Büyük olasılıkla 90 yaşındaki doktor Müdüroğlu değil, onun vasileri bu kapatma girişimini başlatmıştır. Her iki tarafı da mutlu edebilecek ( ki zor bir durum ) bir çözüm bulunur ve Rejans İstanbul için çok önemli olan yerini korur.

Son öğrendiğin kadarıyla da İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı Kadir Topbaş’ın girişimleri ile Rejans ile mülk sahibi arasında anlaşma sağlanıyormuş.

Cuisine Culture Workshop Homework(sssss)

Posted by İpek Aral On Ağustos - 23 - 2006

Ohhhhh……….. I have lots of homework to do :( and have done noting yet. We’ll get together on Sundayyyy….. What am I going to doooo ? My accumulated ( ! ) homework subjects are 1. Chinese Cuisine 2. Dill 3. Pine-kernel 4. Coconut . :( At the end our chef is going to throw me out of the group because of my lazyness !!!! At least I have to get ready for the presentation of Chinese Cuisine … böööööööööööööööööööö :(:(

I’m the moderator of a food & beverages forum group and the idea of Cuisine Culture Workshop came out from the forum group. I have to be in it. I like to be a part of it, but just in tasting phase :) I eat, not cook. :)

The intresting point is, when I was 19, I told my mother that I wanted to be a chef. ( I used to cook a lot ) She said ” First you have to step on my dead body if you want to be one. I did not raise up you to be a chef ” ( exact sentences, how can I forget ? :) ) My mother always had lots of plans on me, like me being a lawyer, being a member of the Turkish Parliament ( a politician ) , may be one day the first woman president of Turkey … well… birds fly … who knows where ? … I don’t know… she never knew … I never did what she wanted me to do … I always shocked, frustrated, paniced, annoyed her. According to her, I’m “the person” who harrassed her most in her life. ! ( her exact expression ) … Whose life am I living, hers or mine ? I will never surrender. !

Mutfak Kültürü Atölyesi

Posted by İpek Aral On Ağustos - 4 - 2006

Dört ay önce 16 mutfak kültürü meraklısı şefimiz Emrullah Göktaş’ın liderliğinde bir araya geldik. İsmimizi “Mutfak Kültürü Atölyesi” koyduk ve çalışmalarımıza yazılı kurallar çerçevesinde başladık. Biraz yaptıklarımızdan bahsetmek, kafamdakileri arşive almak istiyorum. Zaman zalim, unutmak istemediğim birçok ince, önemli detayı kaybetmek üzere olduğumu hissediyorum.

Mutfak Kültürü Atölyesini oluştururkenki amaçlarımızı,
-Türk ve dünya mutfakları hakkında interaktif şekilde bilgilenmek ,
-pişirme tekniklerini öğrenmek,
-yeme-içme süreçlerinde kullanılan her türlü besin, katkı malzemelerini interaktif olarak tanımak
-kendi pişirdiklerimizi, kendimiz servis ederek ve sonrasında kendimiz kirlileri toplayarak sıfırdan sona tüm süreci birlikte yaşamak
-hepsi son derece nitelikli ve hoş insanlardan oluşan ekibin birlikte harika vakit geçirmesi olarak sıralayabilirim.

Mutfak Kültürü Atölyesi kavramı kapsamında biz sadece izleyici, dinleyici ve tadıcı değil tam birer öğrenci gibi çalışıyoruz. Şefimiz bize her ay çeşitli ödevler veriyor. Örneğin benim bugüne kadar ki ödev konularım Türk peynirleri, hindistan cevizi, dereotu, Çin mutfağı, çam fıstığı oldu. Ne yapıyoruz ödevleri hazırlarken ? ( ııııı….itiraf ediyorum tembel bir öğrenci olarak bazı ödevlerimi hala yapmadım ! :) … ama yapacağım ! ) Bol bol araştırma yapıyor, kitap okuyor, sonra okuduklarımızı derleyerek ve yazıya döküyoruz. Herkes hazırladığı ödevleri diğerleri ile paylaşıyor. Bu sayede hepimizde büyük bir Mutfak Kültürü Ödev Klasörü ve kaynakça oluşuyor.

Ekip olarak her ayın son pazar günü sabah saat 11:00′de bize mekanını açan Gayrettepe Sisters Cafe’de toplanıyoruz. İlk iki-üç saat şefimiz bizimle mutfak kültürü ile ilgili paylaşmınlarda bulunuyor. Aslına bakacak olursak o hepimizden çok hazırlanıyor toplantıya. Emrullah Gümüştaş aslen bir Makina Mühendisi. Ancak aile mesleği aşçılıktan kopamamış. Bence aşçılık mesleğine en büyük faydası, bir mühendis gözü ile işine yaklaşması. Bize hazırladığı kapsamlı dokumanların hepsi öyle organize ki, en büyük şansımız ilgi alanımızı böyle sistemli bir kafa ile çalışmak olsa gerek.

Ekipte kalabilmek için en katı kuralımız yoklamaya yönelik. Bir kişi iki defa devamsızlık yaparsa Mutfak Atölyesi dışında kalıyor. Bunun haricinde ekip her türlü malzeme masrafını kendi karşılıyor. Şefimiz bize her ay geniş bir menü hazırlıyor ve 20 kişi üzerinden menünün maliyetini çıkartıyor. Bir katılımcı o ayki toplantıya gelmese de menünün maliyetinden kendi payına düşeni karşılamak zorunda. Şefimiz ise bize harcadığı emekten dolayı “mutluluk”tan başka hiçbir fayda sağlamıyor. Kısacası kendisini bize vakfetmiş durumda :)

Mayıs toplantımızda ekip dörderli gruplara ayrıldı. Tatlı-Soğuk, sıcak, hamur ve servis görevlerinden birini her ay bir grup üstleniyor. Bir döngü şeklinde ilerleyen süreçte her grup her görevi yapabilir hale geliyor. Bu arada tabii ki herkes birbirine yardım da ediyor. Mesela bizim ekip bu ay tatlı-soğukcuydu. Laz Böreğini yaparken diğer ekiplerden bolca yardım aldık.

Ben Haziran ayı toplantısına anneannemin Torunlar Yemeği nedeniyle katılamadım. Maalesef o toplantıda tümüyle balık ve deniz mahsülleri üzerine bir menü üzerinden çalışma yapılmış. Gerçi ana yemekte krema kullanmışlar. Ben balık ile kremayı sevmiyorum. Tatsız tuzsuz okyanus balıklarını tatlandırmak için krema kullanılabilir ama bizim denizlerimizden çıkan lezzetli balıklara krema kullanmak bence büyük hata. Herneyse o toplantıyı kaçırarak ben yoklama kuralımız bakımından topun ağzına gelmiş oldum. Bundan sonra fire verirsem kapının önüne konacağım !. Dikkatli olmam lazım. Teslim etmediğim ödevlerimi bitirmem lazım. Aaaaaaa … İpek ayağını denk alman lazımmmm. :)

Birden içimi üniversite günlerinde not peşinde koşturduğumdaki his kapladı. Üniversitede üstün başarılı ( ! ), takipçi ( ! ), pırıl pırıl not tutan ( ! ) bir öğrenci olduğum için, sınav dönemleri öncesi her nedense ( ! ) kimse benim peşimden değil, ben herkesin peşinden koşardım. Hatta sanırım Mülkiye’de 4. senemdi, ben İstanbul’daydım ve çalışıyordum, sınıftan en yakın arkadaşım Meltem cuma günü aramıştı. ” İpek ne zaman dönüyorsun ? Pazartesi finaller başlıyor”. Telefonu kapattıktan iki saat sonra, maaşımı bile almadan Ankara’ya giden ilk otobüsün içindeydim. Cumartesi günü bütün arkadaşları arayarak Ankara’nın dört tarafından not toplamıştım. Sınavların hepsine girdim, ama kimse kaçından geçtin diye sormasın :):):). Çok sık gördüğüm bir rüyam-karabasanım üniversiteden mezun olduğumu zannederken bir telefon ile hala vermem gereken dersler olduğumu öğrenmemdir. Rüyada resmen nefesim kesilir. Mülkiye anfileri içinde hiç dolaştınız mı bilmem, ama :) bunaltıcıdır. Alt anfi, üst anfi, küçük anfi, büyük anfi vs. Bunları neden anlatıyorum… bu Mutfak Atölyesi sürecinde hiç değişmediğimi gördüm. Üniversitenin ilk beş yılı boyunca nasıl isem hala öyleyim. Lay lay lom. Okulun Ağustos Böceği. Derslere girmez, girse bile walkman dinler veya kitap okur, imtihan tarihlerini en son öğrenir, paçası tutuşur, nereye koşacağını, kimin yakasına yapışacağını şaşırır, fotokopicileri zengin eder :):) . Ne yıllardı.:) Mülkiye’de ilk beş yıl, deyim yerindeyse “serserilik” yapıp, okulu son iki yılda bitirdiğimi söylemiş miydim ? Bazen ben bile şaşırırım…nasıl bitti, son iki yıl kapanıp nasıl sadece ders çalıştığımı bir ben bilirim.

Bunca yazdıklarımdan sonra, bugün beni “ben” yapan, hayata, inandıklarıma, mücadele ettiklerime karşı duruşumu netleştiren, yedi senemi iyisi ve kötüsüyle benimle paylaşan Mülkiye’ye ve birbirinden değerli hocalarıma sonsuz teşekkür ederim. Mutfak Atölyesi sayesinde hafızamda anıları ile canlanan üniversitemi bir kere daha yüreğimin en derininden sevgi ve saygı ile selamlıyorum. Belki de bundan sonraki yazılarımın birkaç başlığını da Mülkiye’deki anılarıma ayırmalıyım.

Who touches me ? You or the music ? This may sound funny but you have a real talent supported by arrogance. Being able to solve “your” personal codes one to one, is the finest thing that a man had ever get to me. I’m dancing with hundreds, thousands of details of yours. This must be heaven. Among all, you are a good man. Because of your arrogance, the style of your language is sometimes worst than the worst poison, you hurt people around you a lot. You are most of the time very selfish. When your selfishness combines with your poisonous words, you are deadly, because you don’t think much before talking. But I must add that this is not complitely your fault. People’s minds, their characters effect each other a lot. We say “if you sleep with a blind, you wake up cross-eyed.” I always look for wise and respectful people around me as I want to be one.

In order to communicate with you calmly, I think the best thing is not to be a native speaker of English. As both sides have to think a lot before finding the understandable or suitable words, brains get tired. :)

Why am I writing all these ? I’m practising my English. :) I believe, if I always write in English for 2-3 months, I can develop it to a much better degree. A Scotish friend and teacher of mine once told me that I use very formal English. Well, thats me :), I also use formal Turkish. But my spelling mistakes will always be a big problem of mine, I know, like it is in Turkish. I also never obey to the spelling rules of own language. When I was in high school, my 9th grade literature teacher use to reduce 20 points out of 100 from my exam results. In spite of these reductions, my points were always high. :) A very active, naugty but good student profile till university. Then activeness and naugtiness kept on, the last feature turned into “messed up”.

There are big differences between the nature of my Turkish and English spelling mistakes. In English I have only innocent letter mistakes. ( may be some tense and proposition and vocabulary and …. :) ) In Turkish, sometimes reading and understanding my writings are very hard because I don’t use commas properly. As I like forming very long and folded sentences, without commas, it turns into a nigthmare for the reader to follow up and comprehend. Shame on me !

When I started working after university, a manager of mine warned me about the length of my sentences. He said ” Think that you are communicating with an idiot. Use that kind of Turkish and form your sentences short” . Can you imagine what kind of a torture that is for me ? !!. :) Well here, in my blog, in my territory, I’m alone and can use the languages in the way I want them to be. :)

En sevdiklerim ve …

Posted by İpek Aral On Mart - 15 - 2006

Şarap, peynir ( özellikle beyaz peynir, erzincan tulumu ve eski kaşar), meyveli yoğurt çeşitleri, annemin zeytinyağlı bamya, taze fasulye, enginar, börülce, deniz yosunu ve taze baklası, denizin içinden çıkan herşey her türlü pişirme şekli ile, bütün füme çeşitleri, ‘kuru’ olan her türlü meyve, fındık, ceviz, çikolata ( ay ay ) , kornişon salatalık ve babamın lahana turşusu, babamın her türlü balık, kırmızı et, tavuk specialleri, babamın salata ve spagetti sosları ( bazen çıldırsa da ), babamın kaşarlı tostu ve hamburgerleri, babamın hamsi böreği, anneannemin ekşili köfte ve kapuskası, babannemin su böreği, çiğ böreği, iç pilavı, etli ekmeği, bütün sütlü tatlılar, dondurma, türk kahve, dut, mürdüm eriği, elma, kiraz, mercimek ve yayla çorbası, işkembe tuzlama, annemin bir umum garip salataları…
.

Hayır, benim hiçbir spesiyalim yok, hiç yemek pişirmiyorum. En son sanırım 12 yıl önce pilav pişirmiştim. Üç sene önce almış olduğum ve hala jelatini içinde duran bir wog’um var. Yemek pişirmek deyince içime sıkıntı basıyor, nefesim daralıyor aynen istatistik çalışmak zorunda kaldığım zamanlardaki gibi. Komik olan şimdi roller değişti; artık istatistik bana büyük mutluluk veriyor. Ev toplamaktan da nefret ediyorum. Hiç, hiç, hiç işim gücüm olmayacak ancak ütü yapacağım. Yemek pişirmeyince bulaşık olmuyor zaten. Süs bitkilerimi ve onlarla ilgilenmeyi çok seviyorum. Durum bu, pek iç açıcı değil yani.

Cikolatayı Seviyorum - duzeltme

Posted by İpek Aral On Ocak - 10 - 2006

Çikolatayı Seviyorum yazımda Nestle firması için yanlışlıkla ‘İsveç’ yazmışım. Yazının ana formatındaki bir hata nedeniyle düzeltmeyi metin üzerinde yapamadım. Nestle - İsviçrelidir.

( Yandaki resmin konu ile hiçbir ilgisi yoktur. Sadece hoşuma gitti, koydum.)