Saturday, November 22, 2008

Archive for the ‘Tarih & Dünya’ Category

Obama mı, McCain mi ?

Posted by İpek Aral On Ekim - 29 - 2008

Amerikan seçimleri gelecek hafta. Kimin seçileceği bütün dünyayı etkileyecek. Böyle önemli bir seçim öncesinde ben de adayları çok farklı bir yönden inceleyip, seçimimi hangi yönde kullanacağımı merak wettim. Bahsettiğim farklı yön adayların web siteleri. Web sitelerine göre acaba hangisi bana daha yakın, hangisinde aradığımı hemen bulacağım ?

Birinci önemli nokta ilk incelemeyi seçtiğim adayın Barack Obama olması. Onu daha çok merak ettim her nedense. Herhalde sol kanada daha yatkın söylemleri beni etkiledi. Gelelim siteye … son derece sade bir yapıya sahip olan Barack Obama’nın web sitesinin tasarımı öncelikle zihnimi ilk bakışta ferahlattı. Ama itiraf etmeliyim bir o kadar da şaşırttı. Amerika seçimlerine ait bir kampanya sitesi deyince neredeyse web sitesinde bile balonların uçuşmasını, barakların sallanmasını, havai fişeklerin patlamasını bekliyor insan. Biz de öyle bir kanı oluşturmuş amerilalılar demek. Bir anda aklıma başka bir soru geldi; acaba yerel seçimler öncesi bizim adaylarımız böyle kampanya siteleri yaptırıyorlar mıydı ? Benim bildiğim kadarıyla “hayır” ama belki bu benim farkndalığımın zayıf olmasından kaynaklanan bir bilgi eksikliğidir.

Gelelim web sitelerinde arayacağım ana konuya; adayların politikaları yani “Issues”. Obama’nın sitesinde aradığıma bir bakışta ulaştım. İşte site fonksiyonunu böylece yerine getirmiş oluyor. Benim gibi binlerce kullanıcı da olası renkli pazarlama enstrümanları ile yorulmadan bir saniyede istediğini alıyor ve yoluna devam edebiliyor.

Bu saptamadan sonra büyük bir heyecanla John McCain‘in sitesini tıkladım ve karşıma çıkan beni hiç mi hiç şaşırtmadı. Yukarıda antattığım ‘balon uçuşmaları’ benzetmem ile burun buruna geldim diyebilirim. Bir renk çümbüşü, bir abartı, yorucu, dolu dolu ama adeta aradığımı bulamamam için dizayn edilmiş bir yapı. Sonuçta bulmak istediğim başlık “Issues” ama sitenin ana amacını gölgeleyecek o kadar ıvır zıvır var ki ekranda “issues”‘un içine açıp bakasım bile gelmedi.

Sonuçta web siteleri yarışında benim için galip Barack Obama oldu. Zaten görünen o ki, galibiyet sadece web sitelerinde de kalmayacak.

İki Önemli Takip ve Tavsiye

Posted by İpek Aral On Mayıs - 4 - 2008

enis batur

Bugün iki önemli takipten bahsetmek istiyorum. Bunlardan birincisi sevgili dayım Enis Batur’a ait. Şu anda Paris’de ders veriyor ve 2008 yılı başı itibariyle de ntvmsnbc.com‘a yazılar yazıyor. ( linke tıklayarak son yazısına ulaşabilirsiniz). Yazıları takip etmenizi tavsiye ederim. Diğer taraftan da dayımın “Neyin Nesisin Sen” şiir kitabıyla 2008 Necatigil Şiir Ödülü’de layık görülmesi beni çok mutlu etti. İnsanın edebiyat ve sanat konularında böyle başarılı bir dayısı olması kadar gurur verici az şey vardır herhalde. Eeee, ne demişler, çalışan demir ışıldar. Ben de Türkiye’de kendi alanında dayım kadar çalışkan ve üretici çok az yaratıcı güç olduğunu düşünüyorum, beni asıl gururlandıran da zaten onun çalışkanlığı. Hep yazdığım gibi; iyi ki varsın dayı. :)

İkinci takibe açılan ve tavsiye edeceğim konu Topkapı Sarayı Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın NTV’de çarşamba geceleri saat 22:00′de yayınlanmaya başlayan “Tarih Dersleri” programı. İlk bölümü içinde bulunduğumuz hafta yayınladı. Her bölümünde konusunda yetkin bir misafirin eşliğinde tarih üzerine söyleşiyor Ortaylı ve bizi mükemmel bir yolculuğa çıkartıyor geçmişte. Öyle bir geçmiş ki, bugüne ışık tutuyor, neyin neden olduğunu veya olamadığını anlamamızı sağlıyor. Tarih Dersleri’nin birinci bölümünün konuğu Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof.Dr. Fuat Keyman’dı ve sanırım ikinci hafta da öyle kalacak. 1. bölümün çekimleri İstanbul Modern’de yapılmış. Bir yandan dinliyor, diğer taraftan duvardaki eserlere gözatabiliyorsunuz. Bu arada eklemem gerek, program boyunca geçmişin birer kanıtı, arşivi niteliğindeki Ortaçağ’dan günümüze  Batı Avrupa resim sanatına çok yer veriliyor. Eh, ben de ne yalan söyleyeyim apayrı bir keyif alıyorum tabii ki anlatılanlarla kendi kafamdakileri örtüştürünce. Eğer birinci bölümü kaçırdıysanız buraya tıklayarak İlberli-Keyman söyleşisini okuyabilirsiniz.

2010′un Kültür Başketi “Eski” İstanbul

Posted by İpek Aral On Nisan - 30 - 2008

rumeli hisarı 1870'ler

Rumeli Hisarı 1870′ler

Geçtiğimiz yıl Pera Müzesi’nde Eski İstanbul fotoğraflarına ait bit sergi düzenlenmişti “Konstantiniye’den İstanbul’a” isimli. Gezmekten çok hoşlanmış ve eski İstanbul’un hiç de hayal ettiğim gibi olmadığını farketmiştim. Ardından TRT Int’de gece yarısından sonra Boğaz Yalılarını konu alan ve eski yalı sahipleri ile söyleşilen bir belgesele denk geldim birkaç defa. Onların anlattıkları geçmiş hayatlar o kadar insanın ruhuna dokunuyordu ki, tarih bir anda “bugün” olabilmişti zihnimde.

Geçmişi pek düzgün koruyabildiğimiz söylenemez. İstanbul 2010′da Dünya Kültür Başketi olacak. Sözde onlarca proje yürütüldüğü konuşuluyor. Örneğin Barselona veya Lizbon bu sıfatı almaya hak kazandıklarında büyük çaplı bir dönüşüm yaşamışlar. Her iki şehri de dolaşırken hep bu sözler geçiyordu “Şehir baştan aşağı yenilendi, eski dokusu ortaya çıkarıldı”. 2010′a iki yıl kaldı. Ama ben henüz “kültür başkenti” olma amacına yönelik icraatı pek hissedebilmiş değilim. Sur içinde birşeyler yapıyorlar sözde, Sulukule’yi yok etmek gibi … Gelin birkaç kare ile bile olsa Eski İstanbul’da dolaşalım, hayal kuralım, fotoğraflarda kendimizi bulalım …


Rumeli Hisarı-Boğaz 1900
Haliç
Haliç

Samatya 1900

Samatya 1900

Ortaköy

Ortaköy

Fotoğrafların hepsini görmek için Tıklayınız ( 363 adet )

 

Thriller 25 Yaşında

Posted by İpek Aral On Nisan - 26 - 2008

Dile kolay 25 yıl öncesi … o dönemde herkesin kulağında, dilinde, gözünde büyük bir Micheal Jackson fırtınası vardı. Bambaşka, şaşırtıcı, dinamik tarzıyla kuşkusuz dünya eğlence ve pop sanayinde bir dönemi bitirmiş, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde ardından gelecek nesillerin sonsuz esin kaynağı olmustu. Şimdi birçoklarının alayla güldüğü Micheal Jackson o dönemlerde tartışmasız bir numaralı ilahtı, eminim müziği, tarzı ve getirdiği büyük değişim ile benim gibilerin hep ilahı olarak kalacaktır.

1980′lerde Türkiye’de dış kaynaklı albümleri bulabilmek kolay değildi, ya piyasaya çok geç çıkardı, ya da hiç sürülmezdi. Dünya çapında 200 milyonun üstüne satan Micheal Jackson’ın “Thriller” albümü de piyasaya çok geç çıkanlar listesinde yer alanlardandır. Bu gecikme zaafında Jackson’ın video kliplerini saymıyorum bile. O dönemde bizim üye olduğumuz ODVİ video kulübü “Thriller” ı -büyük olay- olarak Türkiye’ye getirmişti, kaset kapanın elinde kalıyordu. Babamın elektronik merakına böyle zamanlarda çok sevinmişimdir, onun sayesinde hiçbirşeyi izlemekten ve takip etmekten geri kalmamışızdır.

Thriller’ı Başak ve annemle ilk seyredişimi unutamam. İlk defa 14 dakikalık bir klip izlemiştik, ben “film gibi” demiştim. Konusu, dekorları, kostümleri çok farklıydı, kurgu ve kareografi inanılmazdı. Biliyor musunuz, ben haftalarca oturma odasına kapanıp televizyonun karşısında klibi tekrar tekrar izleyerek dans figürlerini ezberlemeye çalışmışımdır :) .

Geçenlerde MTV’de ( veya CNN International, tam hatırlayamıyorum) Micheal Jackson özel programı vardı. Birçok ünlü hip hop, R&B ve rap sanatçısı tek ağız olmuş gibi en büyük ilham kaynaklarının Jackson olduğunu ve gardroblarında Jackson’un Thriller albümünde giydiği kırmızı deri ceketin bir kopyasının bulunduğunu söylüyordu. Hepsinin hayaliydi birgün Micheal Jackson gibi olabilmek ve işin enteresanı, evet hepsi ünlü oldu ama asla hiçbiri Jackson’ın tahtına ulaşamadı. Bu “ilk” olmanın muhteşemliği sanırım. Tabii bu aşamada Jackson’ın prodüktörü Quincy Jones’u unutmamak lazım. Büyük müzik adamı.

Yıllar geçti. Her dahinin içinde birkaç kırık nokta vardır. Micheal Jackson’ın da zihnindeki “beyaz” olmak takıntısı onu dipsiz bir kuyuya sürükledi. Onaylanamayacak cinsel tercihlerinin sonuçları ile karşı karşıya kaldı. Belki gerçekten suistimal etti ama kesinlikle çok suistimal de edildi. Bugünlerde herkes onun ölüm haberini bekliyor … kimisi kanser oldu diyor, kimisi intihar etti. Her ne olursa olsun o bir efsane ve hep öyle de kalacak.

SENİ SEVİYORUM MICHEAL JACKSON, İYİ Kİ VARSIN. :)

Thriller’ı bir kez daha izlemek isteyenler için lütfen tıklayın .

CIA Gözüyle Türkiye

Posted by İpek Aral On Mart - 5 - 2008

Aşağıdaki Türkiye hakkındaki yazılar “CIA - The World Fackbook” sitesinden alınmıştır. Yazı İngilizcedir. Çevirmeye üşendim. Tembel miyim neyim ? :) :) Tüm içeriği görmek için tıklayınız.

TURKEY - Background

Modern Turkey was founded in 1923 from the Anatolian remnants of the defeated Ottoman Empire by national hero Mustafa KEMAL, who was later honored with the title Ataturk or “Father of the Turks.” Under his authoritarian leadership, the country adopted wide-ranging social, legal, and political reforms. After a period of one-party rule, an experiment with multi-party politics led to the 1950 election victory of the opposition Democratic Party and the peaceful transfer of power. Since then, Turkish political parties have multiplied, but democracy has been fractured by periods of instability and intermittent military coups (1960, 1971, 1980), which in each case eventually resulted in a return of political power to civilians. In 1997, the military again helped engineer the ouster - popularly dubbed a “post-modern coup” - of the then Islamic-oriented government. Turkey intervened militarily on Cyprus in 1974 to prevent a Greek takeover of the island and has since acted as patron state to the “Turkish Republic of Northern Cyprus,” which only Turkey recognizes. A separatist insurgency begun in 1984 by the Kurdistan Workers’ Party (PKK) - now known as the People’s Congress of Kurdistan or Kongra-Gel (KGK) - has dominated the Turkish military’s attention and claimed more than 30,000 lives. After the capture of the group’s leader in 1999, the insurgents largely withdrew from Turkey mainly to northern Iraq. In 2004, KGK announced an end to its ceasefire and attacks attributed to the KGK increased. Turkey joined the UN in 1945 and in 1952 it became a member of NATO. In 1964, Turkey became an associate member of the European Community; over the past decade, it has undertaken many reforms to strengthen its democracy and economy enabling it to begin accession membership talks with the European Union

TURKEY - Economy

Turkey’s dynamic economy is a complex mix of modern industry and commerce along with a traditional agriculture sector that still accounts for more than 35% of employment. It has a strong and rapidly growing private sector, yet the state still plays a major role in basic industry, banking, transport, and communication. The largest industrial sector is textiles and clothing, which accounts for one-third of industrial employment; it faces stiff competition in international markets with the end of the global quota system. However, other sectors, notably the automotive and electronics industries, are rising in importance within Turkey’s export mix. Real GNP growth has exceeded 6% in many years, but this strong expansion has been interrupted by sharp declines in output in 1994, 1999, and 2001. The economy is turning around with the implementation of economic reforms, and 2004 GDP growth reached 9%, followed by roughly 5% annual growth from 2005-07. Inflation fell to 7.7% in 2005 - a 30-year low but climbed back to 8.5% in 2007. Despite the strong economic gains from 2002-07, which were largely due to renewed investor interest in emerging markets, IMF backing, and tighter fiscal policy, the economy is still burdened by a high current account deficit and high external debt. Further economic and judicial reforms and prospective EU membership are expected to boost foreign direct investment. The stock value of FDI currently stands at about $85 billion. Privatization sales are currently approaching $21 billion. Oil began to flow through the Baku-Tblisi-Ceyhan pipeline in May 2006, marking a major milestone that will bring up to 1 million barrels per day from the Caspian to market. In 2007, Turkish financial markets weathered significant domestic political turmoil, including turbulence sparked by controversy over the selection of former Foreign Minister Abdullah GUL as Turkey’s 11th president. Economic fundamentals are sound, marked by strong economic growth and foreign direct investment. Turkey’s high current account deficit leaves the economy vulnerable to destabilizing shifts in investor confidence, however.

Sosyal Güvenlik Reformu ve İstihdam Paketi

Posted by İpek Aral On Şubat - 28 - 2008

sosyal güvenlik reformu ve istihdam paketi

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, 2008’i işsizlik ve kayıt dışı istihdamla mücadele yılı olarak ilan etmişti. İşsizliğin çözülmesi vaadi, son altı yılın performansıyla birlikte değerlendirildiğinde hiç de inandırıcı bulunmuyor. Bu süre içinde yılda ortalama 1.3 milyon kişiye istihdam sağlanmış olması ve gerçekleştirilen ekonomik büyümenin istihdam artışına aynı paralelde yansımadığı gerçeği ortadadır. Büyüme hızını düşüren ve dünyadaki ekonomik krizden korunmak için ciddi önlemler alacağı öngörülen hükümetin işşizliğin çözümü vaadini yerine getirmesi pek olası görülmüyor.

Yetkililer, Sosyal Güvenlik Reformu’nun 20 yıl sonra emekli olacakları bağlayacağını belirtip yasaya tepkileri hafifletmeye çalışırken, kamuoyunda reformun çalışmakta olan sigortalılar için hak kayıpları getirebileceği tartışılıyor. Tasarının, Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilen ilk haline göre, özellikle işçiler için daha ağırlaştırıcı hükümler getirdiği belirtiliyor. İşçiler yasa çıkar çıkmaz emekliliklerinde daha düşük emekli maaşı alacak. Emekli yaşı, 2036’ya kadar 60, o tarihten sonra kademeli olarak yükselerek 2055’te 65 olacak. Esnek istihdam, işten çıkarma, mevsimlik çalışma gibi nedenlerle özel sektörde 9 bin günü doldurmak ve 65 yaşı bulmanın çok zor olacağı, ‘Nasıl olsa emekli olma şansım olmayacak’ söylemine koşut olarak kayıt dışı çalışmanın özendirilmiş olacağı ileri sürülüyor. Çalışırken ölen bir sigortalıya 1800 günü olmadığı için aylık bağlanmazken, emeklilik hakkını kazanamayan milletvekillerinin, yeniden seçilmeyip işsiz kalmaları halinde ayda 1.480 YTL temsil ödeneği alacak olması ciddi bir çelişki olarak vurgulanıyor.

İstihdam Paketinin diğer ana eleştiri konuları ise kıdem tazminatının ve belirli sayıda kadın çalıştıran işyerlerinde emzirme odası, kreş bulundurma, hükümlü çalıştırma zorunluluklarının kaldırılması, 18-29 yaş arası yeni istihdamda 5 yıl süreyle işveren priminin devletçe ödenmesi olarak sıralanabilir. Birçok şirketin, emzirme odası gibi zorunluluklara ceza ödemeyi göze alarak uymadığı bilinen bir gerçekken, bunun kadın istihdamını artırmaya yönelik bir katkısı olamayacağı çok net görülebilmektedir. Gençlerin istihdamına kolaylık sağlanmaya çalışılırken, kadın çalışanların istihdamına yönelik daha somut çözümlerin eksikliği reform paketinin inandırıcılığını azalttığı açıktır. SSK priminde işverene düşen pay kaldırılırken, genç çalışanların zaten düşük olan net ücretinde artış sağlayacak bir düzenlemenin olmamasının adil bulunamayacağını söyleyebiliriz. Tasarının hayata geçmesiyle birlikte 30 yaş üstü çalışan kesimin, kalifiye elemanların kaybedilmesi riski ortaya çıkmaktadır. Hatta beş yıl boyunca primi hazine tarafından ödenecek bu genç işgücünün daha sonra işsiz kalma tehlikesiyle yüz yüze kalabileceğini söylemek de yanlış olmaz.

Kıdem Tazminatı için her çalışanın maaşından kesilecek %3 oranla bir fon oluşturulacağı söylemi ise uygulamada altından kalkılamayacak kadar büyük kargaşaya neden olacaktır. İşçi için son derece faydasız olan bu uygulama işveren için de “çalışanın sadakatinin kaybı” gibi bir sonucu doğuracaktır. Açıktır ki şu anda birçok emekçi kıdem tazminatı hakkını kaybetmemek için bağlı olduğu şirketindeki çalışma hayatına devam etmektedir. Emeğin bu istikrarlı çalışmasının kaybı sirket performanslarını derinden etkileyecektir. Diğer taraftan uzun süredir bünyesinde çalışmakta olan işçisini işten çıkarma konusunda işçi alehine işverene büyük kolaylık ve avantaj getirecektir. Üstüne üstelik çalışanlar için tümelde kazanılmış hak niteliğindeki “kıdem tazminatı” uygulamasını ortadan kaldırmak ne derece hukukun temel esaslarına uygundur?

Bence bu Sosyal Güvenlik Reformu ve İstihdam Paketi ile tüm çalışanların, özelde de kadınların istihdam piyasasında AB standartlarında var olması engellenmektedir.