Biraz gecikme ile Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanını bitirdim. Roman hakkındaki olumlu veya olumsuz görüşlerimi aktarmadan önce kuşbaşısı değerlendirmemi yapayım; yazımı uzun bir süreye yayıldığını belli eden ama nihayetinde okuyucuya “iyi ki okumuşum” dedirten bir aşk, bir koleksiyoner hikayesi. Herkes “Büyük bir aşkın romanı” diyor ama bence bu kadar basit değil. Aşk ile koleksiyonerlik arasındaki ilişki öyle mükemmel kurulmuş ki, kitap boyunca insan düşünüyor : “yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar ? ” ; aşk mı koleksiyonsuz, koleksiyon mu aşksız olmuyor ?
Değerlendirmelerime nereden başlasam diye düşünüyorum ve aklıma Masumiyet Müzesi’nin 83 bölümünü ilk 47 ve gerisi diye ikiye bölebileceğim geliyor. Bu nasıl bir ayırım diyebilirsiniz haklı olarak. Açıklayayım. İlk 47 bölümde açıkçası kendimi ucuz bir aşk romanı okuyor gibi hissettim. Hatta etrafıma “böyle birşey okuyacağımı bilseydim beyaz dizi alırdım” dediğimi bile söyleyebilirim. Bahsi geçen aşkın anlatımının beni sarmamasının ana iki nedeni var ; birincisi sanki okuyucuda hafıza kaybı varmış gibi sürekli yapılan tekrarlar ve ikincisi neredeyse alınan nefesin bile “avrupa özentisi” olduğunun her bölümde kafamıza kakılması. İstanbul cemiyeti parti yapar, avrupa özentisidir, pikniğe gider, avrupa özentisidir, arabayla gezer, avrupa özentisidir, alışveriş yapar, avrupa özentisidir. Ne yapmak lazım acaba ? Ortaçağ’da yaşayıp, medenileşmemek, nargile tüttürüp, tespih çekmek mi Pamuk’u mutlu edecek diye düşünmeden edemiyor insan. Hele o zamanlarda Türkiye’nin içinde bulunduğu yokluk ortamı düşünülürse, yurtdışına açılabilmek “özenti olmak”tan çok, gelişme adına iyi kötü çabalamak olarak adlandırılabilir bence. Pamuk’un SÜREKLİ bu ‘özentiliği’ ve İstanbul cemiyet hayatını açıklama çabası içinde büyük bir negatif tutum ve kendi toplumundan duyduğu hoşnutsuzluk, yetersizlik, adeta utanç var. Üstelik bir kere yazsa anlayacak kapasitede bir okuyucu kitlesi mevcut karşısında, yüz defa aynı şeyleri tekrarlamanın ne gibi bir amacı var ben anlayamadım. Pamuk’un kullandığı Türkçe’nin bu ilk 47 bölümde hiçbir müzikalite taşımadığınısöyleyebilirim.
Derken 47. bölüm sonrasında parça parça sizi kavramaya başlıyor roman. İşte o zaman kendi kendime yedi sekiz yıl içinde yazılmış bu romanın son dönemde kaleme alınmış tarafına ulaştığımı hissettim. Artık lüzumsuz tekrarlar yoktu, “özenti olmak” vurgusu hemen hemen yokolmuştu. Artık kırık bir aşk ve bir koleksiyor, okumaya değer bir İstanbul hikayesi vardı. Sonunda roman başlamıştı. Ama maalesef ilk 47 bölümden o kadar olumsuz kanılara sahiptim ki, romanı psikolojik olarak kendimden itmeye devam ettim. Hatta bir ara on gün kadar mola verdim okumaya. Çünkü iyi birşeyler vardı okuduklarımda ama ben onları algılamama rağmen kaşlarımın çatıklığından cümlelerin derinliğine inemiyordum.
Üstümdeki bu sevimsiz tutumu attığıma inandıktan sonra kitabın ikinci yarısını büyük keyif alarak okudum. Koleksiyoner kimliğinin bütün roman boyunca ince ince betimlemesine hayran oldum. Hikayenin üç ana karakterinden koleksiyoner Kemal’in aşkı, açmazları, sevinçleri, hasretleri, detaycılığı, gelenek ile modernite arasındaki sıkışmışlığı beni büyüledi. Füsun’nun dişiliği, tutkulu yapısı, inatçılığı ama acizliği eminim bütün kadınları benim kadar düşündürecek. Ve son karakter şehr-i İstanbul; İstanbul her zaman benzersiz, özellikle benim yaşadığım çevrede geçtiği için hikaye daha bir yakın. Şimdi Teşvikiye Camii’nin yanından geçerken karşı apartmanın balkonuna bakıyorum ve Vecihe hanım ile oğlu Kemal’i görür gibi oluyorum veya İnci Pastanesi’nin arka masasında oturan Füsun ve Kemal’in fısır fısır konuşmalarına, İstiklal Ceddesinde yürüyüşlerine ben de tanıklık ediyorum. Çukurcuma ise açıkçası benim için de keşfedilmeyi bekleyen bir bilinmez.
Orhan Pamuk’un kendisi ve ailesini de doğup, yaşadığı Nişantaşı muhitine dahil ederek romanın içine yerleştirmiş olması hoşuma gitti. Masumiyet Müzesi’nin Çukurcuma’da açılmasının 1-2 yıl alacağını okudum. Herhalde merak içindeki müze ziyaretçilerinden biri de, kitabım kolumun altında, ben olacağım.
Add A Comment
You must be logged in to post a comment.