KISACA HAYATI
Joan Miro 20 Nisan 1893′de Barselona’da doğdu। Babası varlıklı bir tüccardı ve çocukluk yaşlarından itibaren küçük Juan’ın sanata olan eğilimini destekledi. 1907-1910 yılları arasında Barselona Güzel Sanatlar Okulu’nda, 1912′den sonra da bir süre Gali Akademisi’nde öğrenim gördü. İlk sergisini 1918′de Barselona’da açtı. 1919′da Paris’e yerleşti. Picasso ile tanıştı ve öncü sanatçılarla , Paris Dadacıları ile ilişki kurdu. 1920′den sonra kışları Paris’te, yazları ise Barselona yakınlarındaki Mantroig’teki aile çiftliklerinde geçirmeye başladı. 1924′te yayınlanan ilk Sürrealist Manifestoyu imzaladı, ertesi yıl Diaghilev’in Romeo ve Juliet balesinin sahne ve kostüm tasarımlarını yaptı. 1941′de ilk kes eserleri New York’ta sergilendi. Yapıtları Archile Gorky gibi çağdaş Amerikalı sanatçıları etkiledi. 1944′de seramik çalışmalarıa başladı. 1947′de A.B.D.’ye gitti. Cincinati’deki Hilton Oteli’nde bir duvar panosu yaptı. Bunu Harvard Üniversitesi’ndeki panosu izledi. 1958′de Paris UNESCO Merkezi için iki seramik pano ( Güneşin ve Ayın Panosu ) gerçekleştirdi. 1955-1959 arasında çalışmalarını daha çok seramik, taşbaskı (litograf) ve gravür üstünde yoğunlaştırdı. Bu dönemde hemen hemen hiç resim yapmadı. 1960′ta yeniden
resme ağırlık verdi. Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde toplu sergiler açtı. 1975′te, dostu Jose Luis Sert’in tasarımıyla Barselona Montjuic tepesinde adını taşıyan bir müze açtı. (2005 Aralık ayındaki Barselona seyahatimde bu müzeyi gezebilmiş olmaktan dolayı çok mutluyum. Miro’nun resim sanatındaki tartışılmaz önemi dışında çok iyi bir koleksiyoner olduğunu görünce çok şaşırmıştım) Miro 25 Aralık 1983′de ölmüştür.
FARKLI SANATI
Joan Miro Sürrealist akıma kapılıp Amerika’da etkili olmuştur. İspanya İç Savaşı ve ardından 2. Dünya Savaşı’na kadar Miro yazlarını İspanya’da ya Barselona, ya da Mayorka’da geçirmiş, Barselona yakınlarındaki babasının Montroig çiftliği sözkonusu olduğunda “Ben doğduğum odada resim yapıyorum” demiştir. Kışlarını Paris’te geçiren Miro’nun Paris öncesi çalışmalarında ayrıntıların saplantı düzeyinde olduğu görülür. Örnek Çiftlik (1920-21).
Miro, gerek figüratif, gerekse soyut resimleride her zaman Sürrealizm ilkelerine bağlı kalmıştır. Amacı bilinçaltındaki yaratıcı güçleri us ve mantığın denetiminden kurtarmaktır. Resimde geleneksel betimleme ve düzenleme biçimlerine tümüyle karşı çıkmış, mantık dışı fantazilerin anlık anlatımlarını, deneyimlerin gerçekliği ile birleştirmiştir. Temelde çoğu sürrealist ressamların benimsediği kavram ve teknik sınıflandırmaların dışında kalmayı yeğlemiştir.
Paris’te Miro’nun Sürrealisme yakınlık duymasının nedeni, bu akımdaki şiir öğesiydi. 1925′de Sürrealismin ilk sergisine Çiftlik resmi ile katıldı, ama kendisi o tarihte resmini çok daha yalınlaştırmıştı. 1924 tarihli Sürülmüş Toprak, onun özgün üslubunun ilk örneklerindendir. Bu tür resimler figüratif niteliklerini korumakla beraber, düz bir zemin üstünde düşsel etkiler taratan köşeli, ince, sivri biçimleri de içerir. Artık tuali söylemek istediği şeyleri üzerine yerleştireceği büyük veya küçük yüzey olarak görüyordu. Tuale lekeler sürüp, bu lekeleri dağıtıyor, böylece onlara görsel bir gerçeklik kazandırıyordu. Daha sonra - çoğu Çiftlik tablosunda ilk örnekleri verilen- işaretler ve simgeler ekliyor, bunlar da lekelerin derinliği olmayan yüzeyinde boşlukta sallanıyordu. Burada belli bir insanın iç odaklanmasının el verdiğince kendine özgü dili ve cümle yapısıyla dile getirdiği bir açıklamayı algılarsak da, bütün bu olayların hızı her şeyden çok dikkatimizi çeker. Bu teknik bize Malevich’in “Suprematist” resimlerini hatırlatsa da, bunlar dışa dönük, kozmik mekanı ve ressamın evrensel saydığı, kişisellikten arınmış gerçeği yansıtan resimlerdir. Ayrıca, önceleri zor görünse de, Miro’nuni şaretlerle kurduğu dil, resimleriyle bir yakınlık kurulup onun sıradan, fakat aynı zamanda da insalcıl ilgilerinin ortaya çıkmasıyla kendi kendini anlatır. Eğer Malevich’in beyaz yüzeyi uzayı betimliyorsa, Miro’nun yüzeyi de çok iyi bildiğimiz bir duvarı, işaretleri de çoğu zaman hepimizin kişisel hayatıyla ilgili duvar karalamalrını betimler. Aşağıda (Doğuş - 1925 tuval üzerine yağlı boya)

1920′li yıllardaki çalışmaları arasında Katalan şair Gertrudis için yaptığı illüstrasyonlar da vardır.1928 yılının baharında gittiği Hollanda ve Belçika’daki müzeleri gezmiş ve 17 yüzyıl Hollanda resmin onu derinden etkilemiştir. Oradan aldığı ünlü Hollandalı ve Belçikalı ressamlara ait eserlerin posta kartları önemli esin kaynağı olmuştur. Örnek; Dutch Interior I - 1928 .
1920′li yılların sonlarına doğru, Paul Klee’nin etkisi altında Miro’nun biçimlerinde bir arınma izlenir.Miro’nun resimleri kendiliğinden ortaya çıkmış ve genellikle çabuk yapılmış izlenimini veren resimlerdir. Bu özelliklerinden ötürü Breton’un aradığı ‘bilinçaltının en bozulmamış biçimde resime aktarılması’ niteliğine en çok yaklaşan türün örnekleri olduğu için, Breton, Miro’yu Sürrealistlerin arasına çağırmaktan büyük mutluluk duymuştur. Ama Miro, pek ender olarak otomatizmden yararlanmıştır. Daha sonra değişik türdeki (resimlerinin yanısıra yaptığı heykel, üç boyutlu başka yapıtlar ve duvar seramikleri gibi) yapıtları, onun uzun ve titiz bir çalışmayı gerektiren kompozisyon ve tasarımlarla daha çabuk ortaya çıkarılmış arasında rahatça bir çalışma yolu benimsediğini gösterir. Üzerine uzun uzun çalışılmış resimler, Eski Ayakkabılı Natürmort‘da ( 1937, tuval üzerine yağlı boya) olduğu gibi, konulu içeriğin ağır bastığı yapıtlardır. Bu resim, atölyede bir araya getirilen şişe, çatal batırılmış elma, ikiye bölünmüş somun ekmek ve ayakkabı gibi nesnelere bakılarak yapılmıştır. Resim üzerine beş ay çalışan Miro, gerçekçi bir konuyu süper gerçekçi bir konuya dönüştürmüştür. Bu resim İç Savaşın gölgesindeki İspanyol köylülerini simgelemektedir. Tanınabilir nesnelerin çevresinde, soyut nesnelerin sallandığı görülür; bu nesneler karabasaların iç bulandırıcı boşluğuna yerleştirilmiştir, elektrik ışığı ile karanlık renklerle aşırı keskin ya da belirsiz biçimler bu duyguyu daha da pekiştirir.
Başka yapıtlarında Miro’nun tümüyle soyut biçimlerle çalıştığı görülür; bunlar her zaman onun yaşantısına karışmış bir şeyin simgesidirler ve hemen hemen her zaman canlı hayatın izlerini taşırlar. Bazı durumlarda ise Miro’nun kullandığı işaretler ve biçimler, hiçbir şeyle ilgili değildir. 1930′larda yaptığı heykellerin bir bölümü tahta, şapka, pabuç ve benzeri hazır nesne(ready-mades)den oluşmuş “nesne” niteliğindeki yapıtlardır. Bir bölümü ise Jean Arp’ın yapıtlarını anımsatan, tahtadan strüktürlerdir.
Kadın ve Kuş ( Barselona )
Not : 2007 Nisan ayında başlayıp tamamlayamadığım Barselona Üçlemesinin ikinci ressamı Joan Miro yazısına son noktasıyı koymak bugüne nasip oldu. Sanırım Miro yazısını bitirmemdeki en büyük etken 3 Mayıs 2008′de Pera Müzesi‘nde açılacak olan Joan Miro sergisi. Herkesin bu harika ressamın eserlerini görmesini dilerim.
.
Barselona Üçlemesi 1 : Salvador Dali yazısını okumak için tıklayınız
Barselona Üçlemesi 3 : Pablo Picasso yazısını okumak için tıklayınız

Add A Comment
You must be logged in to post a comment.