
Yukarıdaki başlığı okuyanlar “bu da nereden çıktı?” diye sorabilir. Birkaç gün önce AKP’nin kapatılma davasına yönelik yazdığım yazıda bir soru sormuştum : Demokrasi çoğunluğun yönetimi ise, ancak çoğunluk cahillerden oluşuyorsa, “demokrasi “ kavramını tekrar gözden geçirmek gerekmez mi ? “Nereye kadar demokrasi” diye sormamız doğru olmaz mı ?
Soruyu sormak kolay. Biraz da cevabına yönelik düşünmek, araştırma yapmak lazım. Orayı burayı karıştırırken kaynaklar beni Aristoteles’e ulaştırdı. Eğer okuyacak sabrınız varsa lütfen yazının sonunu getirin. Bakın ve görün … Eski Yunan’da aynı kaygılar, düşünceler, sorgulamalar ve çözüm üretme arayışı içinde. Bu yazıda demokrasinin atalarından yine günümüze ışık tutabilecek açılımlar çıkartılabilir.
Aristoteles’in siyasal görüşlerini topladığı ‘Politeia’ (Devlet) adlı yapıtı iki ana tema içerir. Bunlardan biri Platon’un “ideal devlet”i kurmaya yönelik düşüncelerinin anlatımı ve eleştirisidir. İkincisi siyasal kurumların gerçekte nasıl çalıştığının incelenmesidir. Politica’nın iletmeye çalıştığı genel şonuç şöyle özetlenebilir : Kalıcı olan siyasal kuruluş, yurttaşların belirli ölçüde yönetime katıldıkları küçük cumhuriyettir.
Aristoteles’in Platon’nun görüşlerini eleştirirken ileri sürdüğü tez ‘hukuk kuralları’nın üstünlüğüdür. ‘İyi’ devlette hukuk kuralları siyasal yapının vazgeçilmez öğelerini oluşturur. Yöneten, meşruiyetinin kaynaklarını bu kurallara dayandırmak zorundadır. Bu kurallar yönetilenlerce de kabul edildiği oranda, yönetenin egemenliğinin meşruiyeti sağlanmış olur.
Hukuk kuralları, ‘yurttaşların’ da katılmasıyla belirlendiği ölçüde, tek bir kişide bulunmayacak bir deney ve sağduyu kaynağı oluşturur. Yasalar, ancak halk meclislerinde bulunabilecek bir bilgeliğin birikimi olarak ortaya çıkar. Aristoteles’in kullandığı anlamıyla ‘devlet’ Eski Yunan’ın çok özel bir kuruluşa sahip olan site devletidir (polis). Bu devletin amacı, yurttaşların erdem bakımından yücelmelerini, aile birimi içinde hiçbir zaman erişemeyecekleri bir ‘bütünün çıkarlarını düşünme’ düzeyine ulaşmalarını sağlamaktır. Ancak, devlet aşamasına yükselmiş bir topluluk, kendi kendine yeterli olmayı başarabilir.
Devlet içinde yaşamanın nihai amaç olduğunu iler süren Aristoteles, devlete ilişkin çözümlemelerinde kendine özgü bir yöntem izlemiştir. Platon’un ‘ideal devlet’ anlayışını eleştirmiş, ‘uygulanabilir devletlerin en iyisini’ araştırmıştır. Ona göre, ilk olarak devlet birimi içinde yaşamak -kolektif yaşam- küçük topluluklar halinde yaşamaktan çok değişik özellikler gösterir. Bu tür yaşamda, tek tek yurttaşların erdemliliğinden farklı bir düzey söz konusudur. Devletle birlikte yeni koşullar ortaya çıktığından, siyaset alanıyla ilgili araştırmaların da kendine özgü nitelikleri olacaktır. Siyaset felsefeden kaynaklanır, ancak ondan ayrı bir bilim dalıdır.
İkinci olarak bir tek devlet ideali olduğunu iddia etmek olanaksızdır, çünkü her site farklı nitelikteki insanlardan , farklı çevre koşullarından oluştuştur. Varolan devletlere bakıldığı zaman, çeşitli nedenlerden ötürü, insanların çeşitli topluluklar oluşturduğu görülür. Bu yüzden hiçbir yönetim biçiminin tüm toplumlar için “iyi” ya da “kötü” olduğu söylenemez.
Aristoteles üçüncü olarak her siyasal mekanizmanın belirli türde bir topluluğu sürdürmek için kurulmuş bir sistem olduğunu ileri sürer. Dolayısıyla siyasal sistemlerin ardında yatan ‘toplum sistemleri’nin etkisini inceleyen ilk düşünürlerden biri olarak ortaya çıkan Aristoteles , yaşadığı dönemin anlayışı içinde, her topluluğun sürdürmeye çalıştığı bir ‘yaşam biçimi’ olduğunu söyler.
Aristoteles’in devlet tipleri hakkındaki görüşleri bu temel düşüncelere bağlıdır. Bir başlangıç ilkesi olarak, hukuk kurallara dayanan siyasal sistemleri ‘despot’luklardan ayırmak gerekir. Topluluğun çoğunluğunun çıkarlarını gözeten birinci tür sistemler, monarşi, aristokrasi ve ılımlı demokrasidir. (politeia). Bu sistemlerin bozulmuş biçimleri, ikinci alanı - toplum çıkarına değil de yöneticilerin çıkarına çalışan rejimler alanını- oluşturur. Bunlarda tiranlık, oligarşi ve yozlaşmış demokrasidir.
Aristoteles’e göre uygulanabilir en iyi rejim, oligarşi ve demokrasi rejimlerinin en iyi niteliklerinin birleştiren bir rejimdir. Bu karma siyasal kurumlaşmanın özü geniş bir orta tabakadır. Orta tabakanın katkısı ‘denge’dir. Zira gerek demokrasi gerek oligarşi ‘iyi’ rejmler olmalarına karşın kendi içlerinde dengesizlikler taşırlar. Oligarşinin kötü kopyası olan küçük azınlığın kendi çıkarları için yönetimi ve ılımlı demokrasinin kötü kopyası olan ‘ayak takımı’nın yönetimi bu rejimleri yozlaştırmak için pusuda beklemektedir.Her ikisinin de sonu tiranlıktır.Görüldüğü gibi, Aristoteles’in rejimleri sınıflandırması yönetenlerin sayısı temeline dayanır. Monarşi tek kişinin, oligarşi bir grubun ve ılımlı demokrasi geniş bir grubun yönetimidir. Aristoteles bu sınıflandırmanın ilkel olduğunu kabul etmekte ve şemanın daha derinlemesine giden bir çözümlemesini sunmaktadır. Aslında rejimler şemasının ortaya çıkardığı iktidar ilkeleri iki eksen üzerine kurulmuştur. Bunlardan birincisi mülkiyet, ikincisi çoğunluğun çıkarıdır. Ancak, konuyu bu biçimde sunmak da Aristoteles’e tam anlamıyla yeterli görünmez. Çoğunluk çıkarı kavramıyla birlikte gelen mantıki bir sorun, bu çoğunluğu oluşturan bireylerin ne gibi haklara sahip olacaklarıdır. Aristoteles’e göre bu hakları düzenleyen ana ilke ‘eşitlik’ olmalıdır. Ama bu da yeni sorunla çıkarmaktadır. ‘Eşitlik’ herkesin siyasal sistem içinde aynı ağırlığa sahip olmasını mı gerektirir? Örneğin okumuş ile okumamış aynı ağırlıkta olabilir mi? Mülk sahibi oldukları için sorumluluklarını daha ciddiye alacak olan kişi ile hiçbir varlığı olmadığından daha sorunsuzca hareket etmesi olası kişiye, toplumda aynı güç verilebilir mi? Aristoteles’e göre her iki ölçüt de gözönünde tutulmalıdır.
Evet, bence Aristoteles’in yukarıdaki saptama ve yaklaşımları her ne hikmetse bu dönemde memlekette yaşadıklarımızı çok iyi tanımlıyor. AKP ile içine düştüğümüz ‘demokrasideki yozlaşma’ sürecini yani …
Add A Comment
You must be logged in to post a comment.