Bugün “pastırma yazı” güneşini fırsat bilip öğleden sonra sokağa attım kendimi. Asıl amacım bir başucu lambası almaktı. Geçen hafta temizlik sırasında mevcut olanı yere düşürüp beş parçaya ayırınca nedense hiç üzülmemiştim. Sanki bugün için ön hazırlık olmuştu. Kendimi böyle güzel bir havada sokaklara atmak için bir vesile diyelim.
Siz başucu lambası almak isteseniz nereye gidersiniz ? Ikea, Tepe, Mudo Concept, başka başka möble mağazaları, çeşitli hediyelik eşya satan dükkanlar, vs … ben de bu düşüncelerle apartmandan çıktım. Şöyle derin ve mutluluk dolu bir nefes aldım. “Tam yürüyüş havası” dedim içimden ve başladım adımlarımı atmaya. Sanırım fazla ağırlıktan dolayı yokuş aşağı gitmek bana daha kolay geldi ve Beşiktaş’a indim.
Beşiktaş Çarşısı gibi bir yerde, hafta içi insan kalabalığı dışında kafamdaki başucu lambasını bulmak gibi bir şansım yoktu, biliyordum. Bir iki dükkana girdim laf olsun diye. Sonrasında ise direkt Kabalcı’da buldum kendimi. Lamba bakıyor gibi yaparken oyuncak bölümüne doğru kaydı gözlerim. Üç-dört yaş grubu, iki yaş, altı ay derken birden çok önemli birşey farkettim : Yaprak’ın hemen hemen bütün eşyaları tamamdı … en önemlileri hariç : oyuncak
Markalar, irili ufaklı kutular arasından (0+) işareti bulunan bütün oyuncakları çıkardım. Çocuklar gibi şendim. Yaprak için onun hoşuna gidebileceğini düşündüğüm oyuncakları almanın beni bu kadar mutlu edebileceğini hiç düşünmemiştim.
İlk başta yatağına yakışacak müzikli birşeyler bakmak istedim. Alternatifler çoktu. Hareketliler, hafızasında altı ayrı melodi tutanlar, büyükler, küçükler, ışıklılar … ne zormuş seçmek.
Sonunda ortası sarı, yaprakları mor, yatağının kenarına asabileceğimiz büyük bir ayçiçeği almaya karar verdim. Bir de arısı vardı kenarında çiçeğe konan. Gülen surat çizili ortadaki sarı bölgeye hafif dokununca içerideki mekanizma harekete geçiyor, ışık yanıyor ve müzik başlıyordu. Çok tatlı
İkinci olarak ise gözüme bir eldiven çarptı. Rengarenk eldivenin her parmağında sevimli, ayrı bir hayvan gülerek bana bakıyordu; bir inek, bir koyun, bir eşek, bir fare, bir tavuk. Eldivenin avucunda ise üç sayfalık minik bir kitapçık vardı. İkinci orta sayfayı sıkınca “vik vik” diye komik bir ses çıkıyordu. Eve döndüğümde eldiveni kutusundan çıkarıp elime geçirince gayri ihtiyari başladım bütün hayvanları konuşturmaya. Üçüncü ve son oyuncaklar ise ucunda renkli, gülen, çıngıraklı arı ve kelebekler olan çorap ve bileklikler. Minik Yaprak’ım, önümüzdeki günlerde acaba en çok sen mi eğleneceksin, ben mi vallahi bilemiyorum :) Diğer taraftan başucu lambası alışverişi aklımdan uçtu gitti. Yarın doktor kontrolümüz sonrasında belki Nişantaşı’nda birşeyler bulabilirim. Lamba bahane, yeterki yine hava güzel olsun :)
Bu kadar anlatıp web sitesini hafızaya almadan bitirmek olmaz. Tıklayınız.
.
Add A Comment
You must be logged in to post a comment.