
Cumartesi günü Ayşe ile İstanbul Bienali kapsamında Antrepo ve İstanbul Modern’deki işleri görmek için Tophane’deydik. Sadece Antrepo’yu dolaşmamız 3-4 saatimizi aldı. Çok beğendiğim çalışmalar vardı. Şu an
kitapçık elimde olmadığı için kimlere ait olduğunu yazamamyacağım. Oldukça kalabalık olan mekanda bir de “günün hoşluğu” diyebileceğimiz bir olay başımıza geldi. Birden SKYTURK’un kameraları ile karşılaştık. Elinde kocaman mikrofonu ile Pazar günleri saat 19:00-20:00 arası program yapan Musa Ağacık önümüze dikildi ve bize soru sormaya başladı..
İlk soruları Ayşe cevapladı. Bana mikrofon uzatıldığında cevap vermem istenen ilk soru ” Ana gündem maddesini oluşturan Anayasa çalışmaları” idi. Adam zaten daha “a” dediğinde beni soruyu anlamış, cevabı
kafamda hazırlamıştım. -Anayasa çalışmalarının çok aceleye getirildiğini söyledim. Bir anayasa hazırlamak 2-3 ay alacak kadar kolay olmamalıydı. 2-3 öğretim görevlisi ve hukukçunun bir araya gelerek hazırladığı bir taslak yeterli olamazdı. Toplumun uzlaşacağı bir çalışma olmalıydı. Üstelik basından bizlerin görebildiği ve öne çıkan laiklik ve türban konuları dışında Anayasa büyük bir yapı idi, hepsini görmeden ve emsalleri ile kıyaslama yapmadan konuşmak da çok doğru değildi.- İkinci sorum %47 ile başa gelen iktidarı demokrasi için bir tehlike olarak görüp görmediğimdi. -Hayır dedim, tehlike olarak görmüyorum. Demokrasinin gerekliliği olan seçimler sonrasında %47 ile baştalar. Ama her iktidarın yıpranması diye bir süreç vardır. Biz de bu iktidarın bir sonraki seçimlere kadar neler yapacağına bakacağız ve gelecek seçimlerde yine görüşümüzü bildireceğiz.- 3. soru bu iktidarın faaliyetlerine yönelik tepkilerinizi yeterince ortaya koyup koymadığımız
üzerindeydi. Cevabım - Evet oldu, gerek sivil toplum kuruluşları, gerekse mitinglerde bireysel olarak demokrasinin bize verdiği haklar çerçevesinde tepkimizi gösteriyoruz dedim ( diyemedim ki, ben blogumda da ‘giydiriyorum’ ) . 4. ve son soru ise Ayşe Arman ile Şerif Mardin’nin iki hafta önce Hürriyet’te çıkan röportajı üzerine idi. Röportajı okumuş muydum ve gerçekten Mardin’nin dediği gibi Türk kadınları tehlikede miydi ?. - Evet, okudum dedim ve evet, Türk kadınları tehlikede. İktidardakilerin büyük lafları bir yana, Türk toplumunun içinde yaşadığı bir “mahalle” kavramı gerçekliği var. Eğer ‘mahalle’de başı kapalı kadınlar “namuslu”, başı açıklar “namussuz” gibi bir ayrım yaşanmaya başlanırsa ( ki bu şu anda büyük şehirlerin varoşlarında halihazırda yaşanmaktadır) bu Türk kadını için büyük tehlikedir. -
.
Ayşe’ye yöneltilen son bir sorunun ardından karşılıklı teşekkür ederek röportaj mahalinden
uzaklaştık. Birden başımıza gelen bu soru-cevap etabından çok keyif aldım. Hazırlıklı olsaydım mikrofunu bile kapardım adamın elinden. :):):). Gerçi Musa Ağacık’ın Ayşe’ye sorduğu ilk soru çok menfi idi. “Buradaki sanatsal aktivite ile Türkiye’nin gerçekliğini nasıl bağdaştırıyorsunuz?” gibi , bana göre ‘çok ama çok’ aptalca ve kötü niyetli bir sualdi. Keşke o soruyu bana sorsaydı, öyle iki çift laf ederdim ki, adam belki bizimle konuşmayı bile keserdi. Nerneyse… tabii gün boyunca kimbilir kaç kişi ile konumışlardır ve onca röportaj arasından bizimkini yayınlarlar mı, bilemiyorum. Ama bizim günümüze bir hareket kattığı kesin. ( Bu arada biniyormuş gibi göründüğüm otobüs, bienal kapsamındaki bir ‘iş’ )Antrepo’yu bitirdikten sonra o kadar acıkmıştık ki, birşeyler yemek üzere İstanbul Modern’e girdik. Karnımızı doyurduktan sonra, müzenin altı katında açılan “Şimdiki Zaman, Geçmiş Zaman” sergisini gezdik. İstanbul
Bienallari tarihinde en ilgi toplamış işlerin tekrar sunulduğu sergiyi de biraz hızlıca dolaştıktan Ayşe ile ayaklarımıza kara sular inmiş vaziyette evlerimize yollandık.
Sanat, siyaset, lezzet, yorgunluk ve keyif dolu güzel bir gündü, tadı damağımızda kaldı doğrusu … .
Add A Comment
You must be logged in to post a comment.