Dört ay önce 16 mutfak kültürü meraklısı şefimiz Emrullah Göktaş’ın liderliğinde bir araya geldik. İsmimizi “Mutfak Kültürü Atölyesi” koyduk ve çalışmalarımıza yazılı kurallar çerçevesinde başladık. Biraz yaptıklarımızdan bahsetmek, kafamdakileri arşive almak istiyorum. Zaman zalim, unutmak istemediğim birçok ince, önemli detayı kaybetmek üzere olduğumu hissediyorum.
Mutfak Kültürü Atölyesini oluştururkenki amaçlarımızı,
-Türk ve dünya mutfakları hakkında interaktif şekilde bilgilenmek ,
-pişirme tekniklerini öğrenmek,
-yeme-içme süreçlerinde kullanılan her türlü besin, katkı malzemelerini interaktif olarak tanımak
-kendi pişirdiklerimizi, kendimiz servis ederek ve sonrasında kendimiz kirlileri toplayarak sıfırdan sona tüm süreci birlikte yaşamak
-hepsi son derece nitelikli ve hoş insanlardan oluşan ekibin birlikte harika vakit geçirmesi olarak sıralayabilirim.
Mutfak Kültürü Atölyesi kavramı kapsamında biz sadece izleyici, dinleyici ve tadıcı değil tam birer öğrenci gibi çalışıyoruz. Şefimiz bize her ay çeşitli ödevler veriyor. Örneğin benim bugüne kadar ki ödev konularım Türk peynirleri, hindistan cevizi, dereotu, Çin mutfağı, çam fıstığı oldu. Ne yapıyoruz ödevleri hazırlarken ? ( ııııı….itiraf ediyorum tembel bir öğrenci olarak bazı ödevlerimi hala yapmadım !
… ama yapacağım ! ) Bol bol araştırma yapıyor, kitap okuyor, sonra okuduklarımızı derleyerek ve yazıya döküyoruz. Herkes hazırladığı ödevleri diğerleri ile paylaşıyor. Bu sayede hepimizde büyük bir Mutfak Kültürü Ödev Klasörü ve kaynakça oluşuyor.
Ekip olarak her ayın son pazar günü sabah saat 11:00′de bize mekanını açan Gayrettepe Sisters Cafe’de toplanıyoruz. İlk iki-üç saat şefimiz bizimle mutfak kültürü ile ilgili paylaşmınlarda bulunuyor. Aslına bakacak olursak o hepimizden çok hazırlanıyor toplantıya. Emrullah Gümüştaş aslen bir Makina Mühendisi. Ancak aile mesleği aşçılıktan kopamamış. Bence aşçılık mesleğine en büyük faydası, bir mühendis gözü ile işine yaklaşması. Bize hazırladığı kapsamlı dokumanların hepsi öyle organize ki, en büyük şansımız ilgi alanımızı böyle sistemli bir kafa ile çalışmak olsa gerek.
Ekipte kalabilmek için en katı kuralımız yoklamaya yönelik. Bir kişi iki defa devamsızlık yaparsa Mutfak Atölyesi dışında kalıyor. Bunun haricinde ekip her türlü malzeme masrafını kendi karşılıyor. Şefimiz bize her ay geniş bir menü hazırlıyor ve 20 kişi üzerinden menünün maliyetini çıkartıyor. Bir katılımcı o ayki toplantıya gelmese de menünün maliyetinden kendi payına düşeni karşılamak zorunda. Şefimiz ise bize harcadığı emekten dolayı “mutluluk”tan başka hiçbir fayda sağlamıyor. Kısacası kendisini bize vakfetmiş durumda
Mayıs toplantımızda ekip dörderli gruplara ayrıldı. Tatlı-Soğuk, sıcak, hamur ve servis görevlerinden birini her ay bir grup üstleniyor. Bir döngü şeklinde ilerleyen süreçte her grup her görevi yapabilir hale geliyor. Bu arada tabii ki herkes birbirine yardım da ediyor. Mesela bizim ekip bu ay tatlı-soğukcuydu. Laz Böreğini yaparken diğer ekiplerden bolca yardım aldık.
Ben Haziran ayı toplantısına anneannemin Torunlar Yemeği nedeniyle katılamadım. Maalesef o toplantıda tümüyle balık ve deniz mahsülleri üzerine bir menü üzerinden çalışma yapılmış. Gerçi ana yemekte krema kullanmışlar. Ben balık ile kremayı sevmiyorum. Tatsız tuzsuz okyanus balıklarını tatlandırmak için krema kullanılabilir ama bizim denizlerimizden çıkan lezzetli balıklara krema kullanmak bence büyük hata. Herneyse o toplantıyı kaçırarak ben yoklama kuralımız bakımından topun ağzına gelmiş oldum. Bundan sonra fire verirsem kapının önüne konacağım !. Dikkatli olmam lazım. Teslim etmediğim ödevlerimi bitirmem lazım. Aaaaaaa … İpek ayağını denk alman lazımmmm.
Birden içimi üniversite günlerinde not peşinde koşturduğumdaki his kapladı. Üniversitede üstün başarılı ( ! ), takipçi ( ! ), pırıl pırıl not tutan ( ! ) bir öğrenci olduğum için, sınav dönemleri öncesi her nedense ( ! ) kimse benim peşimden değil, ben herkesin peşinden koşardım. Hatta sanırım Mülkiye’de 4. senemdi, ben İstanbul’daydım ve çalışıyordum, sınıftan en yakın arkadaşım Meltem cuma günü aramıştı. ” İpek ne zaman dönüyorsun ? Pazartesi finaller başlıyor”. Telefonu kapattıktan iki saat sonra, maaşımı bile almadan Ankara’ya giden ilk otobüsün içindeydim. Cumartesi günü bütün arkadaşları arayarak Ankara’nın dört tarafından not toplamıştım. Sınavların hepsine girdim, ama kimse kaçından geçtin diye sormasın :):):). Çok sık gördüğüm bir rüyam-karabasanım üniversiteden mezun olduğumu zannederken bir telefon ile hala vermem gereken dersler olduğumu öğrenmemdir. Rüyada resmen nefesim kesilir. Mülkiye anfileri içinde hiç dolaştınız mı bilmem, ama
bunaltıcıdır. Alt anfi, üst anfi, küçük anfi, büyük anfi vs. Bunları neden anlatıyorum… bu Mutfak Atölyesi sürecinde hiç değişmediğimi gördüm. Üniversitenin ilk beş yılı boyunca nasıl isem hala öyleyim. Lay lay lom. Okulun Ağustos Böceği. Derslere girmez, girse bile walkman dinler veya kitap okur, imtihan tarihlerini en son öğrenir, paçası tutuşur, nereye koşacağını, kimin yakasına yapışacağını şaşırır, fotokopicileri zengin eder :):) . Ne yıllardı.:) Mülkiye’de ilk beş yıl, deyim yerindeyse “serserilik” yapıp, okulu son iki yılda bitirdiğimi söylemiş miydim ? Bazen ben bile şaşırırım…nasıl bitti, son iki yıl kapanıp nasıl sadece ders çalıştığımı bir ben bilirim.
Bunca yazdıklarımdan sonra, bugün beni “ben” yapan, hayata, inandıklarıma, mücadele ettiklerime karşı duruşumu netleştiren, yedi senemi iyisi ve kötüsüyle benimle paylaşan Mülkiye’ye ve birbirinden değerli hocalarıma sonsuz teşekkür ederim. Mutfak Atölyesi sayesinde hafızamda anıları ile canlanan üniversitemi bir kere daha yüreğimin en derininden sevgi ve saygı ile selamlıyorum. Belki de bundan sonraki yazılarımın birkaç başlığını da Mülkiye’deki anılarıma ayırmalıyım.
…
Who touches me ? You or the music ? This may sound funny but you have a real talent supported by arrogance. Being able to solve “your” personal codes one to one, is the finest thing that a man had ever get to me. I’m dancing with hundreds, thousands of details of yours. This must be heaven. Among all, you are a good man. Because of your arrogance, the style of your language is sometimes worst than the worst poison, you hurt people around you a lot. You are most of the time very selfish. When your selfishness combines with your poisonous words, you are deadly, because you don’t think much before talking. But I must add that this is not complitely your fault. People’s minds, their characters effect each other a lot. We say “if you sleep with a blind, you wake up cross-eyed.” I always look for wise and respectful people around me as I want to be one.
In order to communicate with you calmly, I think the best thing is not to be a native speaker of English. As both sides have to think a lot before finding the understandable or suitable words, brains get tired.
Why am I writing all these ? I’m practising my English.
I believe, if I always write in English for 2-3 months, I can develop it to a much better degree. A Scotish friend and teacher of mine once told me that I use very formal English. Well, thats me :), I also use formal Turkish. But my spelling mistakes will always be a big problem of mine, I know, like it is in Turkish. I also never obey to the spelling rules of own language. When I was in high school, my 9th grade literature teacher use to reduce 20 points out of 100 from my exam results. In spite of these reductions, my points were always high.
A very active, naugty but good student profile till university. Then activeness and naugtiness kept on, the last feature turned into “messed up”.
There are big differences between the nature of my Turkish and English spelling mistakes. In English I have only innocent letter mistakes. ( may be some tense and proposition and vocabulary and ….
) In Turkish, sometimes reading and understanding my writings are very hard because I don’t use commas properly. As I like forming very long and folded sentences, without commas, it turns into a nigthmare for the reader to follow up and comprehend. Shame on me !
When I started working after university, a manager of mine warned me about the length of my sentences. He said ” Think that you are communicating with an idiot. Use that kind of Turkish and form your sentences short” . Can you imagine what kind of a torture that is for me ? !!.
Well here, in my blog, in my territory, I’m alone and can use the languages in the way I want them to be.
Add A Comment
You must be logged in to post a comment.