Tuesday, January 6, 2009

23 Nisan

Posted by İpek Aral On Nisan - 23 - 2006

Yaşgünüm güzel geçti.

Sabah Mutfak Kültürü Atölyesi’nin ilk toplantısına katıldım. Bahar Yaka’nın Bakırköy’deki Miss Caramal isimli glutensiz ürünler imal ettiği sevimli dükkanında 17 mutfak kültürü sever bir araya geldik. Hocamız şef Emrullah Gümüştaş ile tanıştık, o açılış babında biraz mutfak kültürü hakkında konuştu, biz dinledik, o ekşi-tatlı-acılı sahanda yumurta pişirdi, biz yedik. ( Bahar Yaka’nın bizleri doyurmak için hazırladıklarını da unutmamak lazım ). Hocamız bize gelecek ay için ödev verdi, biz ise ödev konumuzu kendimiz seçtik. Ben Türk peynirleri üzerine bir araştırma yapacağım. Herkes seçtiği konu hakkındaki çalışmasını birbiri ile paylaşacak. Bu süreç her ay devam edecek. Düşünüyorum da sonunda harika bir kaynakça oluşacak herhalde. Bir sonraki toplantının 28 Mayıs’da olmasına karar verdik. Ancak Mayıs ayının 7’sinde Feshane’de gerçekleşecek olan Osmanlı-Türk Mutfağı Etkinlik ve Yarışmasına biz de izleyici, tadıcı, etrafı karıştırıcı olarak gideceğiz. Grup çok hoş insanlardan oluşuyor. Bahar Hanım 23 Nisan’nın yaşgünüm ve benim de bir şarap sever olduğumu bildiği için grup adına bana ahşap gövdeli bir turpişon almış. Böyle zarif bir davranış bana sanki iki kanat taktı ve ayaklarımı yerden kesti.

Toplantı sonrasında ağzım kulaklarımda anneanneme, Bağdat caddesine geçmek üzere Bakırköy Deniz Otobüslerine gittim. Üst geçitten sahil tarafına ulaştığımda çingene kadınlar önüme çıktı. Tam yanlarından geçerken biri elimi tuttu. Şaşırdım. “Aç avcunu ” dedi. “Ay yok ” dedim elimi çekmeye çalışarak. Bırakmadı. “Ben inanmıyorum, hem korkuyorum, istemiyorum” diye elimi yine çekmeye çalıştım. Peşpeşe bir sürü tam çözemediğim şeyler söylemeye başladı kafiyeli. Ne diyor diye anlamaya çalışırken parmaklarımı araladı. “Sıkılmışsın, üstünden atıyorsun, büyük mutluluk var, haram para yemiyorsun, çok çalışıyorsun, nazarın çok, herkesi kendin gibi temiz biliyorsun, herkese dostluk gösteriyorsun ama değil, uzun boylu esmer kadına dikkat et. Büyük hastalık geçirmişsin, geçmiş olsun, bu kadar” dedi. Elime bir çiçek tutuşturdu ve tabii ki yaptığımız sıkı pazarlık sonucu parasını da aldı. Acaba ben aptal mıyım ?

Anneannemin evindeki inşaat yüzünden yerle gök birbirine karışmıştı. Dedemin kütüphanesi olduğu gibi salona taşınmış. Her yer öteberi dolu. Mutfak dağınık. Anneannem 1970′lere ait gazete kupürlerini bulmuş dedemin kestiği. Kah güldük, kah hüzünlendik, dedemi andık. Büyük dayı ve eşi geldi. Kek, çörek yedik, çay içtik. “Eh” dedim, “yolcu yolunda gerek, ben kalkayım”.

Bizim tarafa geçtiğimde “acaba sinema mı yapsam” diyerek G-mall’a gittim. Ayşe ile telefonda konuşurken tanıdık bir sima önümde durdu. Dikkatle bakmadım ama sonradan “Ben bu kişiyi bir yerden tanıyorum” diye kaşlarım çatıldı. Derken bir şimşek çaktı kafamda. Ergün. Sonra kendimi ayıpladım, kaç yıl geçti aradan ? Yedi ? Değişmiş, zaten zayıftı daha da zayıflamış. Ben anlamıyorum, erkekler galiba kadınların çok fit tiplerden hoşlandığını sanıyor. Oysa ki yanılıyorlar. Erkeğe kararınca fazla kilo bence çok yakışır. Kadın içinde aynı şey geçerli. Hayatı dolu dolu, en içinden yaşayan insanların abartmadan aldıkları fazla kiloları onlara çok yakışır. İnsanların kapladığı hacim, onların etkileme ve kalıcılık gücü ile doğru orantılıdır. Belki benim fazla kilolarım olduğu için bana böyle geliyor olabilir ama ben kendimden genelde memnunum. Hatta “ah üç-beş kilo versem ne güzel olur”, “keşke bacaklarım ince ve uzun olsaydı” diye kafamda sözde sıkıntılar yaratmak bile hoş. Mükemmel olmak adına sunilik kostümünü üstüne giyen, estetik üstüne estetik olan, aç dolaşan insanlar sağlıkları, mutlulukları ve doğallıkları ile oynayarak aslında ne büyük riske atıyorlar kendilerini. Benim yaşım ilerliyor. Sağlığımın bozuk olduğu dönemlerden kalan çeşitli izlerime yaşla beraber gelenlerde ekleniyor şimdi. Ben her sabah aynaya baktığımda “Sen yaşıyorsun İpek” diyorum gülerek. Yaşayabilmek en büyük armağan, en büyük mutluluk. :) İyi ki doğdum.

Add A Comment

You must be logged in to post a comment.