
DoÄŸumu ve Resim EÄŸitimi ( 1606 - 1626)
Felemenklerin Altın Çağının en önemli ressamı sayılan Rembrandt Van Rijn 15 Temmuz 1606′da Leiden’de dünyaya gelir. Çalışan sınıfa mensup, hali vakdi yerinde olan deÄŸirmenci Harmen ve Cornelia’nın 8. çocuÄŸudur. Rembrandt doÄŸduÄŸunda 17 yıldır evli olan çift artık genç deÄŸildir ve Rembrandt anne babasını hep Kitabı Mukaddes’e özgü çökmüşlük hali içinde görmüş ve resimlerinde böyle betimlemiÅŸtir.
Tanrıbilim, klasik edebiyat ve tarihe ağırlık veren bir ortaöğrenim görür. Bir süre Leiden Üniversitesine devam edersede oradan ayrılarak Jacop Isaacsz van Swanenburg’dan ( 1571-16389) ders alır. Genç Rembrandt resim eÄŸitiminin baÅŸlarında Felemenklerin o dönemde en önemli sanat okulu sayılan Lucas van Leyden’in ( 1494-1533) kurduÄŸu Leiden Okulunun ayrıntıları yeniden yaratan ve geleneksel dini temalardan esinlenen ‘incelikli resim’ üslubunun etkisi altındadır.
1620′lerde Avrupa, Roma’dan gelen Michelangelo Merisi Caravaggio’nun (1572-1610) devrimci resmi ve Barok üslubunun hızlı ve etkili geliÅŸimi ile bir renk ve hareket cümbüşü içine girer. Bu dönemde Rembrandt’ın resim eÄŸitimi üç ana etki arasında devam eder;
- Saray koleksiyonları için yapılmış büyük boyutlu, Flaman ressam Pieter Paul Rubens’in ( 1577-1640) başı çektiÄŸi çektiÄŸi İtalyan akımı ve Anvers Okulu’nun etkisindeki büyük tarihsel resimler
- Sıradan evlerin duvarlarına göre yapılmış küçük boyutlu, incelikle yapılmış Felemenk’lere özgü eÄŸilim
- Kalvenci din anlayışı ile Kitabı Mukaddes üzerindeki kişisel yorumları teşvik eden yoğun bir Yahudi varlığının etkisi
Rembrandt resim eÄŸitimi için Amsterdam’a geçer. 1623′de Jan Pynas’ın ( 1583/4-1631) atölyesinde çalışır. Ardından 1624′te Pieter Lastman’ın (1583-1633) atölyesinde kaldığı altı aylık süre sonunda resim eÄŸitimi sonlandırır. Lastman, Roma etkisi altındaki oturmuÅŸ ve yüksek kaliteli resmi ile Rembrandt üzerinde kalıcı izler yaratır. Rembrandt Lastman’ın dinsel ve mitolojik sahneler üreten çok ciddi ve gösteriÅŸli üsluptaki resimlerinin detaylarına inerek çalışır, konularını ve kompozisyonlarını sabırla kopyalar. Çizim tekniÄŸinde olabildiÄŸince geniÅŸ sahneler yaratmada Lastman sayesinde ustalık kazanır.
Resim Kariyerinin Başlangıç Yılları ( 1627-1632)
Lastman’nın yanından ayrılarak 19 yaşında Leiden’e dönen Rembrandt ile kendisi gibi acemi ve Lastman’dan bir süre ders alan Jan Lievens ( 1607-1674) ortak bir atölye kurarlar. Üslupları, seçtikleri konular ile birbirlerine çok yakın çalışan bu iki ressam, aynı modelleri kullanır, birbirlerinin portrelerini yaparlar. Her iki ressam da Leiden’in ‘incelikli resim’ geleneÄŸini yansıtan resimlerine İtalyan öğelerini de katmışlardır.
Åžubat 1628′de Rembrandt 15 yaşındaki Gerrit Dou’yu ( 1613-1675) ilk öğrencisi olarak kabul eder. Öğrencilerin ödedikleri ücretler gözönüne alındığında bu durum bir itibar göstergesidir. Dou, Rembrandt 1632′de Amsterdam’a geçene kadar onunla kalır. Dou ilerleyen yıllarda Leiden “inceci ressamlar”ının öncüsü olacaktır. Bu dönemde Rembrandt’ın Leiden’den yürüyerek Amsterdam’a ( 40 km) götürdüğü bir tablosu 100 guldenden fazla paraya alıcı bulur.
Rembrandt ile ortağı Lieven’in kariyerlerindeki dönüm noktası 1628′de Constantijn Huygens’in atölyelerine gerçekleÅŸtirdiÄŸi ziyarettir. Huygens Oranje Prensi Fredirck Hendrik’in danışmanı ve Felemenk’in en etkili ve kültürlü simalarından biridir. Huygens Lievens’i açık fikirli ve yaratıcı, Rembrandt’ı ise daha üstün ve özel bir yeteneÄŸe sahip olarak tanımlar. Bu ziyaretten sonra birkaç yıl boyunca iki ressamın hamisi gibi davranan Huygens Lievens’in İngiltere’ye taşınmasına, Rembrandt’ın saraydan sipariÅŸler almasına ve yapıtlarının uluslararası koleksiyonculara tanıtılmasına yardımcı olur.
Altın Yıllar ( 1632-1642 )
1630′da babasını kaybeden Rembrandt, 1631′de resim piyasası ile çok iyi baÄŸlantıları olan Amsterdam’lı resim komisyoncusu Hendrick van Uylenburch ile tanışır. Uylenburch ona karlı bir iÅŸbirliÄŸi teklifi yapar ve Rembrandt 1632′de Amsterdam’a taşınır.
O sırada geliÅŸen bir ticaret limanı olarak Amsterdam dünyanın dört tarafından gelen ve Avrupa’nın baÅŸka hiçbir yerinde bulunmayacak bolluk ve çeÅŸitli malları satan gemiler, dükkanlar ve pazarlar ile doludur.
Rembrandt bir süre yanlızca portre resimine ağırlık verir. Karakterin betimlenmesinin ve psikolojik durumların yansıtılmasının getirdiÄŸi sorunları, ışık-gölge karşıtlığına (chiaroscuro) dayanan bir biçimsel anlayış içinde çözümleme olasılıklarını aratıştırır. Biçimlerin vurgulamak istediÄŸi bölümlerini tek kaynaktan gelen bir ışıkla aydınlatarak ( chiaro) belirgin kılar, konu ve biçim bakımından gereksiz gördüğü bölümleri ise belli belirsiz, karanlıkta ( oscuro ) bırakmıştır. Küçük boyutlu resimlerinde olgunlaÅŸtırdığı bu anlayışlı ilerleyen tarihlerde büyük boyutlu kompozisyonlarında da uygulamıştır. AÅŸağıdaki grup portresi, benim de en sevdiÄŸim resimlerinden, gündelik hayatta yakın arkadaşı da olan Dr. Pulp’u arkadaÅŸları ile resmettÄŸi “Dr Pulp’un Anatomi Dersi-1632″ kullandığı tekniÄŸin yansıdığı döneme özgü güzel örneklerden.
Bu resimde alışılageldiÄŸi gibi Dr. Pulp ve arkadaÅŸlarını tek sıra halinde, simetrik bir düzen içinde resmetmek yerine, simetrik olmayan üçgen bir kuruluÅŸ ÅŸemasını yeÄŸleyerek gelenekten ayrılır. Resim sadece bir grup portresi olmanın ötesinde sadece ağır ceza iÅŸleyenlerin vücutlarının kesilebileceÄŸine inanılan OrtaçaÄŸ’da yapılan ve günahkarların ölüm sonrasında cezalandılışını konu alan ‘momento mori’ türünün de bir örneÄŸidir. Resim ayrıca bilimin bilgisizlik ve kör inanç karşısındaki zaferini de temsil etmektedir.
Rembrandt 22 Temmuz 1634′de ortağı ve aracısı van Uylenburch’un evinde tanıştığı, ölen Leuwarden ÅŸehrinin belediye baÅŸkanının zengin, kültürlü, gösteriÅŸli ve oldukça utangaç kızı Saskia ile evlenir. Hayal gücü, eÄŸlence ve tensel doyum üzerine kurulu olan bu karşılıklı sevgi, deÄŸirmencinin oÄŸlu olan Rembrandt için ayrıca toplumsal statüsünde yükselme anlamına geliyordu. Rembrandt berabelikleri boyunca Saskia’yı birçok kez duvaline yansıtmıştır. Yine benim en sevdiÄŸim resimlerinden ” Saskia ve Kendi Portresi - 1635 “
Çiftin büyük mutluluk ile baÅŸlayan evliliÄŸi Rembrandt’ın savruk, gösteriÅŸe düşkün ve müsrif yaÅŸamı, ilk üç çocuklarının iki aydan fazla yaÅŸamayarak ölümleri ve Rembrandt’ın kadınlara düşkünlüğü nedeniyle ilerleyen zamanlarda gölgelenecektir.
29 yaşında Rembrandt yaptığı evlilik sonrasında hem toplumsal statü, hem de bir ressam ve gravürcü olarak saygın meslek sahipleri ve yüksek sosyetenin üyeleri kadar zengin bir adam haline gelir. 1635 yılında Amstel kıyısında şık bir eve taşınır, büyük bir depo kiralayarak burayı atölyeye çevirir ve öğrenci kabul etmeye baÅŸlar. Constantijin Huygens ile olan yakınlığı sayesinde Lahey saray çevresi ve sosyeteden yoÄŸun sipariÅŸler alır. Rembrandt’ın hayatındaki belki en akıllıca davranışı herhangi bir dini inanışa karşı özel bir sempati sergilememesidir. Bu sayede kozmopolit bir yapıya sahip olan Amsterdam’da Katolikler, Mennonitler ( Hıristiyanlıkta aşırı pasivist bir mezhep ) , Yahudiler, Kalvenciler ( KatolikliÄŸe karşı olan ve Protestanlığı baÅŸlatan iki reformist Martin Luther ve John Calvin’den Calvin’in görüşlerini takip edenler ) luÅŸturulan Protestanlığın bir kolu ), Baptistler (Protestanların aşırı tutucu kolu ) gibi farklı cemaatler için çalışabilmiÅŸtir.
Yeni ve deÄŸiÅŸik herÅŸeye karşı özel ilgi, bitmek tükenmek bilmez merak ve resmettiÄŸi herÅŸeye sahip olma arzusu yaptığı bütün resimlerde görülen özellikleridir. Bu bakımından Amsterdam ÅŸehrinin renkliliÄŸi ve çeÅŸitliliÄŸi ressamın resimlerinde bir duygu ve görüntü saÄŸnağı haline dönüşür. 17. yüzyıl Felemenk yaÅŸantısının iki yüzü vardır. Bir tarafta toplumsal hiyararÅŸiye saygılı, uygun davranışlara özen gösteren, ağırbaÅŸlı, kontrollü aile yaÅŸamı, diÄŸer tarafta hergün yabancı limanlardan birbir çeÅŸidin sel gibi aktığı bolluk ortamı. Avrupa Otuz Yıl SavaÅŸları ( 1614- 1648 - Protestanlar ile katolikler arasındaki çekiÅŸmenin neden olduÄŸu genel bir Avrupa savaşı. SavaÅŸ esas olarak Almanya’da yer aldı ) ile sarsılırken Felemenk Avrupa’nın refah içindeki mutluluk adası gibidir. Ancak 163o’lu yıllarda Amsterdam’ın bu ortamında en tanındık simalarından biri haline gelen Rembrandt’ın yeni ve deÄŸiÅŸik her türlü ÅŸeye ve ayrıca antikaya olan merakı maddi anlamda çok da uzun olmayan bir süre sonra çöküşüne neden olacaktır.
Gravürleri : Rembrandt dünya üzerine gelmiÅŸ geçmiÅŸ en iyi gravürcülerden biridir. Konularının çeÅŸitliÄŸi, tekniÄŸi ve anlatımdaki ustalığı ile bu alanda nefis ürünler vermiÅŸtir. Küçük tür desenlerini, her biri ufak ayrıntılar içeren büyük ve ayrıntılı kompozisyonlar izlemiÅŸtir. Resme farklı iÅŸlevler yükleyen bu metal baskı çalışmalarını figüratif çalışmanın zorlu bir alanı olarak görmüştür. Siyah-beyaz, ışık-gölge karşıtlıklarından kaynaklanan olanakları, baskı mürekkebinin kendine özgü siyahlığını bu türde yenilik sayılacak etkiler yaratmak için sıradışı bir ÅŸekilde kullanabilmiÅŸtir. Rembrandt’ın kliÅŸeleri hazırlamadaki ustalığı, iÅŸlem için gerekli kimyasal çözeltiler üzerindeki mükemmel hakimiyeti ve önemli sayıdaki kopyayı aynı anda üteretebilmek için yeterli bilgisi, ona zanaatını öğretirken de gravürlerden yararlanmaya itmiÅŸtir. Rembrandt kazancının büyük bir bölümünü de bu gravürlerden elde etmiÅŸtir. AÅŸağıdaki 1639 yılına ait kendi gravüründen bu konudaki ustalığını rahatça görebiliyoruz.
2006 yılında Rembrandt’ın 400. doÄŸum yıldönümü nedeniyle 70-80 eserden oluÅŸan Gravür Sergisi bütün Avrupa’yı -Türkiye hariç- dolaÅŸacak; ÅŸu an dolaşıyor. Ben çok ÅŸanslıyım ki bir Rembrandt hayranı olarak Barselona’da bu sergiye denk geldim. Amsterdam’a da gitmemin ana nedeni Rembrandt’ın en önemli orijinallari ile karşılaÅŸmak, yaÅŸadığı ortamı hissedebilmekti. İlginç olan onca turist dururken bir adam benimle Rembrandt üzerine uzun bir anket yaptı ve bir Türk olarak Rembrandt hakkında bilgime ÅŸaşırdı. Ülkemi iyi temsil ettiÄŸimi düşünüyorum.
En son isim kaydederken Türkiye Avrupa içindeki ismi yazılan ülkeler arasında yer almıyordu. Son iki şık vardı : Avrupa içinde diÄŸer bir ülke , Avrupa dışında bir ülke. Adam bana baktı ve “Avrupa içinde bir baÅŸka ülkeyi” iÅŸaretledi. Ben de hafifçe güldüm, adamın yanından ayrıldım…
Rembrandt’ın resimleri için “dış etkilerden uzak, doÄŸaçlamadır” yakıştırmalarını yapamayız, tam tersi onun eserlerinde rönesans ve barok sanatını takip ettÄŸini rahatça görebiliriz. Ancak İtalya etkisindeki birçok mesledaşının yaptığını kendisi uygulamaz; Roma’ya seyahat etmeyerek, Amsterdam resim ortamında Roma’dan gelen gravür, resim ve taklitleri yakından gözlemlemeyi tercih eder.
Rembrandt zamanının ve enerjisinin önemli bir bölümü atölyesinde ve yetiştirdiği öğrencileri ile geçmiştir. Hepsi birbirinden yetenekli öğrencilerine büyük emek sarfetmesinin yanında, onlara verdiği kendisi ile çalışabilme imkanına karşılık onlardan yüklü paralarda kazanır. Eski bir depodan dönme atölyesinde öğrencilerine birbirlerinden bağımsız bölmeler hazırlar, onların kendisine ait olan özel teatral kostüm ve aksesuvarları kullanmalarına izin verir, canlı kompozisyonları çalışmak için ise hepsini bir araya getirir.
Rembrandt’ın bir önemli tutkusu ise tiyatrodur. Amsterdam’ın canlı ortamında dikkate deÄŸer eserler ortaya çıkmakta, Kalvecilerin sahne sanatlarına aşırı kuÅŸkulu yaklaşımlarına raÄŸmen, birçok sabit veya gezici tiyatro toplulukları festivaller veya pazar yerlerinde sahne alabilmektedir. Oyuncuların pozları, ifadeleri, kostümleri Rembrandt’a resimlerinde büyük ilham kaynağı olur.
Rembrandt 1632-1639 arası Amsterdam içinde birçok ev deÄŸiÅŸtirir ve sonunda kendisine yüklüce bir meblaÄŸa mal olan ve ÅŸu anda da Amsterdam’da müzeye çevrilen evini 13000 guldene taksitle satın alır. Evini alırken, döşerken ve içinde yaÅŸarken yaptığı büyük masraflar Rembrandt’ı iflasın eÅŸiÄŸine taşıyacaktır.
17. yüzyılda Felemenk’in gerek yönetsel, gerekse ekonomik baÅŸarılı geliÅŸim süreci ulusal ve kentsel dayanışma bilinci uyandırır. Bu bilinç, üyelerinin birbirini koruduÄŸu ve yardımlaÅŸtığı tüccar ve zanaatkar loncaları kurulumu sonucunu getirir. Gerçek bir aristokrasiye sahip olmayan Felemenk toplumunda yüksek çevreler kendilerini bu yüksek örgütlenmeler yolu ile kabul ettirmiÅŸlerdir. Böyle bir örgütün baÅŸkanlığını yapmak büyük prestij kaynağı idi ve örgüt merkezlerinde sergilemek üzere pek çok sanatsal iÅŸler ve grup portreleri yatırılırdı. Rembrandt’ın da pek çok önemli eseri bu tip loncalar, belediye meclisleri ve diÄŸer kentsel örgütlenmelere ait grup portrelerdir. ( Yukarıdaki “Dr. Pulp’ın Anatomi Dersi” de bu grup portrelerinin dikkate deÄŸer örneklerindendir.)
Gece Nöbeti : Rembrandt’ın baÅŸyapıtı sayılan 1642′de tamamladığı “Gece Nöbeti” de sözkonusu grup portrelerinin en güzel örneÄŸidir. Üslup bakımından portrelerindeki eriÅŸilmez canlılık, ayrıntılarla zenginleÅŸtirdiÄŸi kompozisyonlar ve Rönesans Venedik resmini anımsatan renk derinliÄŸi ile tam bir sentezdir. Rembrandt’ın en büyük ölçekli resmi olan Gece Nöbeti’de Yüzbaşı Banning Cocq’un milis kuvveti resmedilmiÅŸtir. BilindiÄŸinin aksine resim bir gündüz sahnesi olarak betimlenmiÅŸtir. BirliÄŸin merkezi için yapılan portrenin ücreti, resimde yer alanların 16’sı tarafından konumlarına göre deÄŸiÅŸen miktarlarda ödenmiÅŸtir. Resimdeki küçük kızın varlığı tartışmalara neden olmuÅŸtur. Öndeki Cocq’un geçit törenine hazırlanışı alışılagelen durgun portrecilik geleneÄŸinin aksine, hareketli bir sahne olarak resmedilmiÅŸtir.
Yıldızın Sönüşü ( 1642-1657 )
Rembrandt’ın parlayan yıldızı birbiri ardına yaÅŸadığı ve hiçbir zaman telafi edemeyeceÄŸi kayıpları nedeniyle hızla söner. Anne, babası, Saskia’nın kız kardeÅŸi, doÄŸduktan kısa bir süre sonra kaybettiÄŸi üç çocuÄŸunun ardından Rembrandt hayatının en büyük kayıbını yaÅŸar: Eylül 1641′de vaftiz edilen oÄŸulları Titus’u dünyaya getirdikten sonra vereme yakalanan Saskia, doÄŸumdan kaynaklanan fiziksel güçsüzlüğünün de eklenmesiyle bir daha toparlanamaz ve 14 Haziran 1642′de henüz 30 yaşında iken ölür.
Saskia’nın ölümünün yarattığı üzüntünün ötesinde Rembrandt dokuz aylık oÄŸlu Titus ile baÅŸbaÅŸa kalır. Bir süre sonra Rembrandt evi çekip çevirmesi ve Titus’a bakması için bir çiftçinin dul eÅŸi Geertje Direx’i iÅŸe alır. Geertje cahil ancak saÄŸduyulu, saÄŸlıklı haliyle Saskia’nın tam tersidir ve çok geçmeden Rembrandt’ın metresi olur. Amsterdam’ın tutucu Kalvenci toplum anlayışı içinde tam bir skandal olarak nitelendirilen durum Rembrandt’ın dindar topluluklarla iliÅŸkilerinin kopmasına neden olur. Aşırı pahalı ve gereksiz ÅŸeyler satın alır, dönemin ev hidjeni kurallarına çok aykırı hayvanları evinde beslemeye baÅŸlar. Bu tutumları nedeniyle kendi ülkesindeki ünü lekelense de, yabancı müşteriler çalışmalarına ilgi göstermeye devam eder.
Saskia vasiyetinde servetinin yarısını oÄŸlu Titus’a, diÄŸer yarısını ise baÅŸka bir kadınla evlenmemesi ÅŸartı ile Rembrandt’a bırakmıştır. Kural dışı müsrif hayat tarzı ve müşterilerinin deÄŸiÅŸen zevkleri Rembrandt’ın zor zamanlar yaÅŸamaya baÅŸlamasına neden olur. Kısa süre içinde dostları ve öğrencileri de onu terk eder. 24 ocak 1648′de Geertje yazdığı kendi vasiyetnamesinde bütün mal varlığını Titus’a bırakır. Ancak tam bu esnada Rembrandt’ın Hendrickije Stoffels ile olan iliÅŸkisi ortaya çıkar. Bu olay üzerine Geertje Rembrandt’ı “kendisini evlilik vaadiyle kandırdığı” gerekçesiyle mahkemeye verir. Rembrandt yılda 200 gulden geçimlik ödemesi koÅŸulu ile ’suçsuz’ bulunur. Ardından Rembrandt Geertje’yi Saskia’nın mücevherlerine el koymak ile suçu ile mahkemeye verir. Uzun süren dava 23 Ekim 1649′da sonuçlanır ve Geertje kadın ıslahevine konur, fakat Rembrandt yılda 200 guldeni ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Hayatım boyunca beni en çok etkileyen resim, 19 yaşımda Rembrandt’a olan hayranlığımın baÅŸlangıcı, aÅŸağıdaki 1654 tarihli “Banyo Yapan Kız” da Rembrandt’ın modeli Hendrickije Stoffels’dir.

İngiltere ile giriÅŸilen savaşın getirdiÄŸi ekonomik durgunluk alacaklılarının rembrandt üzerindeki baskılarının artmasına nedeno lur. 1639′da satış bedelinin dörtte birini ödeyerek aldığı evinin son ödemesini etrafında kalan son birkaç yakın dostundan toparlar. Faizleri ile toplam borcu 9000 guldene yakındır. 1654′de Hendrickije rembrandt’dan Cornelia adını vereceÄŸi bir kız çocuk doÄŸurur. Müşterilerin bazılarının resimlerini beÄŸenmeyerek almamaları ve paralarını geri istemeleri ressamı maddi krize sokar. Rembrandt evinin mülkiyetini Titus’un üzerine geçirmeye çalışır ama baÅŸaramaz. Temmuz 1656′da mal varlığının resmi dökümü çıkartılır ve Eylül 1656′da bütün malvarlığı 600 gulden gibi komik bir rakama satılır. Åžubat 1658′de evi de açık arttırmaya çıkartılır ve 11218 guldene satılır. Bu satış acılı ve kasvetli bir dönemin sonu olur. Hendrickije zor günleri umulmadık bir metanet ile karşılar.
Sona DoÄŸru ( 1658 - 1669 )
Rembrandt’ın meslek birlikleri ile olan iliÅŸkileri kısmen düzelir ve yeni sipariÅŸler almaya baÅŸlar. Bu süreçte kendisindeki Saskia anısını yaÅŸatan, taparcasına sevdiÄŸi sarışın, zarif ve zeki oÄŸlu Titus’u her fırsat bulduÄŸunda tuvaline çeÅŸitli portrelerini yaparak aktarır. Titus’da babasının bu yoÄŸun sevgisine karşılık vermiÅŸ, babasının maddi olarak zor zamanlarında ürettiÄŸi çözümlerle hep yanında olmuÅŸ, Rembrandt’ın Saskia’dan sonraki en büyük ilham kaynağı haline gelmiÅŸtir.
Rembrandt, 1663′de vasiyetinde kendisini onun” karısı” olarak adlandıran son hayat arkadaşı Hendrickije Stoffels’i kaybeder. Bu dönemde ressam alacaklıları ve ödemesi gereken vergilerle baÅŸa çıkabilmek için çeÅŸitli yollara baÅŸvurmuÅŸ ancak hiçbir çabası sonunda Saskia’nın da mezarını satmaktan onu kurtaramamıştır. Bu arada uslubuda giderek Tiziano’ya yaklaÅŸmaktadır. Sanki bitmemiÅŸ, adeta taslak halindeki resimler aslında tümüyle tamamlanan, sadece üzerlerinden geçilmemiÅŸ, rötüşlenmemiÅŸ, boyanın kalın fırça darbeleri ile kullanıldığı eserlerdir.
Rembrandt’ın ekonomik açıdan en kötü, Amsterdam’ın da ahlaki nedenlerle tümüyle sırtını döndüğü günlernde bile kendisine sözleÅŸmeyle baÄŸlı olarak çalışan istekli öğrencileri, “çırakları” her an etrafında olur. DiÄŸer ressamlara kıyasla çok daha fazla genci yetiÅŸtirmiÅŸ olsa da öğrencilerinin pek azı kendi tarzını yaratarak ün kazanabilmiÅŸtir. ÇoÄŸunluk öğrencisi tıpatıp Rembrandt’ın çizgisinden devam edmiÅŸ, hatta onun resimlerinin kopyalarını veya sahte imzalı versiyonlarını yaparak satmışlardır. Bugün dünyanın önde gelen müzelerinden oluÅŸturulan uzmanlar ekibi Rembrandt AraÅŸtırma Projesi çerçevesinde onun gerçek resimlerini seçme ve ayırma çalışmalarını yürütmektedir.
Titus ergenlik çağına geldiÄŸinde annesinden kalan mirası almaya hak kazanır. 10 ÅŸubat 1668′de ise annesi Saskia’nın kız kardeÅŸinin yeÄŸeni Magdelena van Loo ile evlenir ve genç bir baba adayı olur. Ancak Eylül 1668′de Titus ani bir ÅŸekilde ölür . Rembrandt yıkılır. Rosengracht’daki evde birkaç parça eÅŸya ve Hendrickije’den olan 15 yaşındaki kızı Cornelia ile tek başına kalır. Yorgundur, zor geçinmektedir. 1699 yılının 22 Martında Tituz’un kızı titia dünyaya gelir. Ne yazık ki ÅŸanssız küçük kız babasından kısa süre sonra da annesini kaybedecektir.
Rembrandt kederler içindeki hayatının son aylarında kendisini resme vermiÅŸ, son eserlerinde kendi imgesini tuvaline yansıtmıştır. Rembrandt’ın 1699′daki ölümü Felemenk “Altın Çağıénın sonunun habercisidir adeta. Bu tarihten sonra Felemenk hayat tarzı ve resminde büyük deÄŸiÅŸiklikler olacak, Fransız etkisi her alanda kendisini gösterecektir. Kısa süre içinde Felemenk dünyasına özgü canlılık yitirilecektir.
Rembrandt hayatı boyunca 600′ü aÅŸkın yaÄŸlıboya, 300 metal gravür baskı ve 2000′e yakın desen olmak üzere çok sayıda eser vermiÅŸtir. onun biçim anlayışının temel dayanağı ışıktır. Işık onun geliÅŸme dönemi resimlerinde biçimsel öğeleri düzenleyen, aşırı dramatik etkiler yapan, özellikle dinsel konulu yapıtlarında simgesel niteliÄŸe sahip olan bir araçtır. Olgunluk dönemi eserlerinde ise, figürlerin kendi renklerinden bağımsız ve herÅŸeyi çevreleyen gizemli bir titreÅŸim içerisinde olduÄŸu görülür. Bu ışık çoÄŸunlukla resmin içindeki bir kaynaktan gelir ve konuya göre nitelik deÄŸiÅŸtirir. Ama genelde içsel gerilimlerle, dış görüşün arasındaki çeliÅŸkiyi önplana çıkaracak özellikliktedir.
Rembrandt’ın dinsel ve tarihselkonulu resimlerinin dışında çıplak kadın figürlerinde insancıl tutumunun en içten anlatımları ile karşılaşırız. Onun çıplaklığı İtalyan geleneÄŸinin klasik ölçülerinden yoksundur. Batı sanatındaki “nü” türünden ayrılabilecek resimlerde, çıplaklığı raslantısal olanla birleÅŸtirebilen kadın figürleri sergilenmiÅŸtir. GenelleÅŸtirilmedikleri ya da idealleÅŸtirilmedikleri için her biri kendi vücut özelliklerini taşır.



5 responses so far ↓
1 Jorge Gajardo Rojas // Oca 25, 2006 at 22:37
Your blos is very nice,I can not undestand your idiom but I can see a goood painter.Do you konw Paul Klle a german artist form 1930 decade.In my blog I have some works of him.
2 İpek Aral // Oca 27, 2006 at 10:20
Sure I know expressionist Paul Klee and his great paintings.
Thanks for your comments about my blog. It’s in Turkish. 17. century is my favorite period in painting history and of course Rembrandt is my shining star from that era. I also adore Carravagio, Rubens, Vermeer, Hals, Van Dyck, Velazquez, El Greko,… I’m thinking of writing about them all because while writing you learn lots of things about history, art, politics, economy, religions …etc.
3 Igor3555 // Åžub 17, 2006 at 16:00
Hi Turkey!
4 david // Mar 28, 2007 at 16:16
I don’t understand your languaje, but, your piano music taste is lovely.
I am pianist and what you offer is mmmmm!! bravo.
I feel happy.
David
5 İpek Aral // Nis 9, 2007 at 15:24
Thanks David, you make(!) me feel very happy too. :)A single clever and naive touch on the heart is enough to make one happy infinitely .
I don’t play any instruments but I’m a quite good listener. I believe music and fine arts are two main unique languages without any kind of border. Meanwhile my native language is Turkish.
You must log in to post a comment.